Hani, saygıdeğer hocamız, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun yıllardır vurguladığı gibi; Türkçe'deki aşk,gönül ve akıl ile bilgili, halk mizahı ile ilgili, atasözleri ile ilgili,sözcük çağrışımları ile ilgili zenginlik o kadar çok ki, bunları yok etmeye, unutturmaya uğraşanların ömürleri bile yetmez desem. Abartmış da olsam, demek istediğimi siz anladınız aslında. Akşam, beni ,yoğun ve samimi çabaları ile sağlığıma kavuşturan Prof. Dr. Cemal Çevik ve yine bizim düşünsel yapımızın biçimlenmesinde yadsınamayacak derecede etkisi olan değerli hocam Prof. Dr. Kasım Karakütük ile sohbet ederken aklıma geldi bütün bunlar.Tabi hocalar konuşurken öğrenmek isteyenler dinler. Öyle yaptık. Cemal Hocam anlatıyor ; merkep sözcüğü bize Arapça'dan gelmiş ama, bizde özel bir anlama kavuşmuş. Yani biz aldığımız sözcüklerin anlamını da kendimiz vermişiz. Doğrusu da bu. Hani zaptedilen kalelerin zaptedenlerin hanesine yazıldığı gibi, bizim aldığımız sözcükler de hanemize, anlam dünyamıza katılmıştır. Kalem sözcüğünü kaldırdığımızda,kalem ile ilgili yazılmış tüm şeyler bir anda kalkacaktır ortadan. Ha işte Araplar tüm taşıtlara merkep derken biz sadece eşek için kullanmışız bu kelimeyi. Kasım hocam da diyor ki, Cemal hocam, zaten o sözcüğün dilimize girdiği zamanda taşıtın tamamı eşekti gibime geliyor (bir yanı latife bir yanı da gerçek tabi). Haklı.
İki hocam da haklı. Peki bu gün nedir durum? Yine Cemal hocamdan dinleyelim; galiba biz yabancı dillerden aldığımız kelimelere son zamanlarda yanlış anlam yüklüyoruz. Bir de kendi dilimizdeki kelimelerin anlamını da ağır ağır yitiriyoruz. Ortaya acayip bir durum çıkıyor. Bizlerin anlaşmazlıklarında, kavgalarında, önyargılarında bu yanlış anlamlandırmaların etkisi yok mu ki? Var. Dilin , bir millet açısından ortak bir anlam dünyası olmalı bence. O da herkes tarafından bilinmeli ki bu iş yürüsün.
Hocam bunda da haklı.
Prof. Dr. Kasım Karakütük hocamın dediklerine bakın; Atatürk bunları bildiği için dile el atmıştır. Belki de bu anlam kargaşasını giderecekti. Çünkü hakikaten de epey zorluk çekiliyordu. Güneş Dil Teorisi'ndeki aşırılıklar konusunda ısrar etmemiştir ancak "geometri" ile ilgili sözcük ve terimleri bizzat kendisi uydurmuştur. Üçgen, dikdörtgen,yanal alan, kare,yüzey, dikey vb. Tarihte bir devlet adamının böyle işlerle uğraştığına çok rastlanılmaz.
Demek ki biz asıl sorunumuzu anlamışız. Bunu anladığımızı anlayanlar ellerini çabuk tutmuşlar. Dilimizi iyice kirlendirmek için şu bizim kendinden bihaberleri cilalayıp cilalayıp salmıyorlar mı ekranlara..
Geçti Bor'un pazarı derken de, bizim dilimiz anlam dünyasını tarihimizden mayalanarak almıştır diyecektim. O nedenle, ellerin tarihinden beslenen dil bölüklerini hayranlık nedeniyle, (değerli hocam Prof.Dr. İ.Ethem Başaran'ın söyleyişiyle) bilgiçlik taslamak için alanların işi zor.
Allah kolaylık vermeye.
Başka ne deyim ki?
Bize düşen görevleri de hatırlatacak halim yok ya.
Prof.Dr. Cemal Çevik ve Prof.Dr. Kasım Karakütük'e
saygı ile.