Dün bir ayrılık daha başladı. Bütün okullarımızda olduğu gibi bizim okulda da ayrılığın buruklaştırdığı tebessümler uçuştu gözlerden. Okullardır en sevildiğimiz yer. Okullardır en sayıldığımız yer. Okullardır en dikkatli olduğumuz yerlerden biri. Okullardır arkadaşlarımızla en çok bir araya geldiğimiz yer. Velhasıl biz öğretmenler için, ömre mührünü vurmuş her olayın izini anılara eklediğimiz mekanlardan birini de okul biliriz. Sabah kalktığımızda; yakınlarımızdan biri hasta değilse,çocuğumuzun gözümüz arkada kalmayacak biçimde emniyeti sağlanmışsa,ev sahibine vereceğimiz tamamsa bu ay, elektrik-su-telefon faturalarının götürüsü mutfak masraflarını ortadan bölmemişse,yol parası bir haftalık da tamamsa,uykusuzluk okuldaki çabamızı olumsuz etkilemeyecekse, günlük planlar ile ilgili şimdilik bir sıkıntı yoksa,bakkal ile hesabı “lamsız cimsiz” kestiysek, dün akşam eve gelirkenki yol boyu gördüğümüz “ülke manzaraları” karşısında çaresizliğimize öfkelendiğimizin etkisini sıfırlamışsa yedi saatlik uyku, yeni nesillere “yem olmadan”, “hayatta en hakiki mürşidin ilim olduğunu” kanıksatmışsak dün de birilerine, futboldan, “televizyonel filörtözlerin” dedikodularından, sokak ortası rezaletlerin naklen yayınındaki ayrıntılarından vb. daha fazla etkili olabilmişsek dünkü teneffüslerde, annesi ile babasının kavgasından-ayrılığından-ilgisizliğinden yakınanların yarasına bilimi sürebilmişsek iyi kötü, birilerini daha sevdalandırmışsak insanlığa ve ülkemize, hoşgörünün,sevginin,saygının eşsizliği karşısında bırakmışsak ondan habersizlerimizi dün de…üstümüzü başımızı bir düzene sokup kahvaltı yapıp yapmadığımızın “kıymeti harbiyrsinin olmadığını” düşünerek çıkarız okul yollarına. Bizi bekliyordur, başı okşanacak “yarının büyükleri”, iki gündür deterjansız yıkadığımız bardaklarımız (dudaklarımızın nikotinli sıcaklığını özlemişlerdir belki). 30-50 cm.boyundaki ( tahta) çubuklardaki parmak izlerimiz nöbetçi öğretmeninkine karışmadan orda olmak isteğinin otobüs şöförüne sunduğumuz “günaydınlı” tebessüme de bulaştığını bizden başka kimse anlamadan otururuz (mümkünse) tek kişilik otobüs oturağına.
İçinizde bu ülkenin öğretmeni olmanın verdiği gurur mayalı sevinç ile dalarsınız ufak tefek düşüncelere. Duraklarda uykusu yarım meslektaşlarınıza rastlarsınız hep. Halkotobüsü şöförleri ile selamlaşmalarına izleyici olarak katılırsınız. Ülkenizin sokaklarında gördüğünüz “iç acıtan” manzaralar karşısında size de düşen görevler olduğunu düşünerek ilerlersiniz duraktan durağa. “Yaşlı Serbest Kartı” ile binenlerin mahcupluğunu seyredersiniz o gülmekte gecikmiş yüzlerinde.Ağlar gibi ifadeler sinmiş gözlerine bakmak ne mümkün anaların. Hele ki çocuklarının düşmemesi için harcadığı çabalarının yoğun olduğu anlarda. Birden sevdiklerinizi özlersiniz. Onlara moral olmak istersiniz ancak “ telefon faturaları” gelir aklınıza. Hafif bir tebessümle öğretmen arkadaşlarınız ile yan yana oturarak şakalaşacağınız anları düşünürsünüz. “Aman bu gün kimseyi üzmeyeyim” kararı ile gerilirsiniz birden. Olur ya birisi evden kavgalı çıkmıştır, otobüs kendisini bırakıp gitmiştir durakta. Belki de tüm bunlara ek olarak eşinden ayrılmak üzeredir. Türküler gibi bir başkent havasındayken bile gurbete doğramıştır gençlik gülüşünü.
Kendi durağınıza az kalmıştır. Bir durak yani. Yavaşça kalkıp,sizin ineceğinizi bilen meslektaşlarınızın bakışları ile öpüştürürsünüz gözlerinizi. Saygı ile “ iyi dersler hocam” vedalaşmasından sonra eşine az rastlanır bir heyecan kaplar içinizi. Belli mi olur bir öğrenci sizi bekliyordur. Geceden biriktirdiği özlem ile. Diğerlerinden önce olmak için değil, kendisi “başının okşanmasını” dayanılmaz hasretinde heyecanla gülüşe boyamıştır o yarın renkli gözlerini. Açlığınızın, yer yer öfkenizin bir bir kaybolduğu bir kaldırımda veya toprak yoldasınızdır. Zilin çalmasına daha on-oniki dakika vardır. Birden “öğreten olmanın” verdiği coşku ile bir öğrencinize “günaydın yavrum” diyesiniz gelir. Sanki bunu anlamış gibi bütün okulun öğrencileri
“ günaydın öğretmenim” derler. Şükür edersiniz bir şeylere. İyi ki yüreğiniz bu ülkede büyümüştür. Öyle düşünürsünüz. Yarınların yollarını aydınlatırken istemezsiniz hiçbir türlü ayrılığı.
Ya istiklal ya ölüm gibi” bir parolanın başucundadır düşleriniz. İşin içine umut harcayıcı yorgunluklar girecekken çocuğunuz kadar tertemiz bakan bir birinci sınıf öğrencisi gelir usulca ellerini elinize dokundurur. Alnından öperken onu, “yarabbim ne güzel bir ulusun öğretmeniyim” diye bağırmak gelir içinizden. Sonra yine, “ düş denizim Türkçe’nin bile anlatmaya yetmeyeceği” gelgitler.
TATİL YANAŞMIŞTIR.
Okullarındaki eğitim-öğretim dönemi sonu yaklaştıkça öğrencilerinizde artan sevinç ve başıboşluk edası son anlarda ayrılığa boyanır,bunu siz çok iyi biliyorsunuzdur..Ayrılık töreni hazırlıkları başlarken,görebildiğiniz kadar seyredersiniz anne baba ve çocuk heyecanının harmanını.
Tören biter.
Gözleriniz buğulanmıştır kesin.
Bir sürü çocuk bağırıyor gibidir peşinizden,siz öğretmenler odasına giderken.
“Öğretmeniiiiiim!
Bizi kim sevecek tatilde?”
Bir süre öylece kalırsınız.
Selim KÜRKÇÜ öğretmenime
saygı ve selam niyeti de içeren bu
yazı geçen yıldan kalmadır.