Header
Ana Sayfa | Giriş Sayfası | Sık Kullanılanlara Ekle
  Site İçerisinde Arama     » Dataylı Arama
BÖLÜMLER
ARŞİV
Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pz
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930
Sendikasyon
MAİL LİST
OYLAMA: Sevdiklerimizden
MÜZİK İLE
ŞİİR İLE
KİTAP İLE
SİNEMA İLE
HEPSİ İLE



Koşullar Mamak'ta Bir Sıfır Önde

Dec 01,2006 Yazar: Abbas TURAN

Otobüsle yaptığım her yolculuktan öğrendiklerim oldu benim.Mutlaka otobüs içi iletişimde benden de bir şeyler öğrenenler olmuştur. O bir yana,kime ne öğrettiğimden daha çok kimden ne öğrendiğime bakıyorum ben. Böyle bir huy var işte. İyi mi kötü mü bilmiyorum da, bilip biriktirmeye bire bir. Hele ki tanımaya. Düşünsenize, her kim ile konuşsanız "birinci ağızdan" öğreniyorsunuz merak ettiklerinizi. Bazen tadına doyum olmaz sohbetler başlıyor. Ne yazık ki yol bitiyor. Bir daha ya karşılaşıyor, ya da karşılaşmıyorsunuz. Ama sohbet ve konusunun mayası zihninizde bir fotoğrafla kalıyor işte.

Geçen yıl, "yeşil otobüs" dediğimiz otobüslerin birinde bir sohbet başladı. Bir iki dakikalık konuşmadan sonra bana anlatan ağabey "dur hoca sana ben bir şey anlatayım" dedi.

"Okumuş olmak ayrı tabi. Sonsuz saygım var. Sana da tabi. Ama benim oğlum da öyle, mürekkep yalamış hani. Ama inan beni usandırdı. Eline birkaç kuruş geçse yeyim içiyim diyor. Aha yirmibeş yaşına geldi. Yarın avrat isteyecek. Söylüyorum; ulan oğlum diyorum, bu haldeki adama kız gelmez. Vallahi şey gibi ortada kalırsın. O da yetmezmiş gibi benim kazancımı da dağıtıyorsun. Yok hocam, sanki ben böyle demiyorum da eşşekoğlu eşeğe, ye iç gez diyorum. Bir kere olsun beni anlamadı. Tabi zararı kendine de, görüyorsun işte ortalığı. Şu Mamak'ta yıllardır gelip gidiyorsun, fakirlere söyle bir baktın mı? Öteyi söyleyim sana ben. Hani avcılar bir geyiği sıkıştırmışlar. Geyik nefes nefese kaçarken sık bir ağaçlığa girmiş tabi. Girse ne gire, sarmaşıklar ve asmaların gerisi tam ona göre bir saklanma yeri. Varmış saklanmış sarmaşıkların arkasına. Avcılar aramaktan usanmaya başlamış tabi. Geyik , sen ne yap ne et, asmaların ve sarmaşıkların yapraklarını yemeye başla. Eee, ye ye ne olacak. Öyle değil mi hocam, haliyle geyiği saklayan yapraklar tamamen tükenmiş. Geyiği aramaktan yorulup usanmış avcılar son bir defa arkalarına dönmüşler ki geyik ayan beyan ortada duruyor. Tabi haliyle, birisi şark diye geyiği arnından vuruyor. Bunu şunun için dedim sana, benim oğlumun asması ve sarmaşığı benim işte. Ben de geldim gidiyorum gördüğün gibi. Töbe haşa, Allah'ınan gardaş olsam kaç yıl yaşarım ki? Öyle değil mi.? Bir kefene sarılıp gideceğim. O da nasip olursa hani. Sararlarsa yanı. Bu yaşıma kadar çalışıp didindim. Yoruldum yanı. Kimin için? Hadi diyelim belli bir yaşa kadar kendim içindi. Çocuklarım olduktan sonra durum değişti. Değişir. Değişmeli de hocam. Bu yaşımda gittim ceviz diktim köye. Burnumdan geldi. Bir kere tohumluk ceviz ıslah edilmiş iyi cins ceviz olmalı. Bilemiyorsun ki. İlk defa aldım. Gittim, ektim. O da binbir emekle ektim. Ne olsa beğenirsin hoca. Biz kösnü deriz, siz ne dersiniz bilmiyorum da, onlar yediler tohumları. Fareler de dadandı. Anlayacağın muaffak olamadık. Bir daha denedim. Allah'ın dağına, susuz nesiz yerlere ceviz ekmenin ne demek olduğunu bizim oğlan gibiler bilmez. Onlardan o şevki götürdü zamane koşturmaları. Bu defa mazotlu,küçük naylon torbalar içinde gömdüm cevizleri. Böyle yaptım ki kösnü ve fare yemesin diye. Öğrendiğime göre, mazot kokusuna yanaşmazmış kösnüler. Cillendiler bu baharın. Birer karışı bir savuşturabilseydik, artık gerisi kolaydı. Dur bakalım bu yıl da bunlarla uğraşacağım. İşler aman verse yine gideceğim bu hafta sonu. Şurdan şura amma zaman yok.O küçük mü, gitse, şöyle dolaşsa. Baksa. İlgilense. İleride onların meyvalarından ben mi nasipleneceğim sanıyorsun?  Ohoo, ben göremem bile meyve verdiklerini. Ama demesinler ki, felanın oğlu çocuklarını düşünmemiş.Sinine bilmem ne yaptığımın adamı demesinler bana. Gayemiz biraz da bu sevgili hocam…"

İnmeye yine az kaldı. "Bir de" diyor  " Nuh Peygamberin oğlu ile ilgili bir şey anlatacağım sana. Allah fırsat verir de canımız sağ olursa tabi. O da, o büyük tufanda çocuğuna laf dinletememiş derler. Hani herkes inanmış. Binmiş gemiye inananlar, oğlu binmemiş. Baba bu, bile bile yavrusunun sellere sulara gark olmasını ister mi?

 İstemez…"

Çobançeşmesi Tepecik Hattı'nda bir dahası olmayacak bir günün ilk saatlerini geride bırakıyoruz işte. Oğulun "büyük sözü dinlemeyişi"  bir yandan, gözü arkada  gitmek diğer bir yandan boğmakta bir yüreği. Gördüğüm bir gerçek de şu ki, birbirine benzeyen öykülerin tarihten beri aynı tahribatla hayattan hayata yaşadığı. Yarından yarına da desek olur. Mehmet Akif geldi aklıma. Mehmet Akif Ersoy. Kim öğrettiyse, hemen Tevfik Fikret ile oğlu Haluk da kuruldu düşüncelerin ortasına. Tevfik Fikret'e saygısızlık edenlerin elindeki koz da Haluk işte. Hani şu papaz olan kişi. Olmasaydı yine Tevfik Firkete bir şeyler denir miydi ki? Peki o güzel insan Mehmet Akif'in oğluna ne demeli? Başına gelenlerin ne kadarından Mehmet Akif sorumludur ki?

"Babalar Ve Oğullar"ı geldi aklıma Turgenyev'in. "Goriot Baba"'nın Paris sokaklarına bıraktığı hüzün değdi gönlüme. Yılmaz Güney'in " Baba" filmi yaladı geçti zihnimi. Bir an, Fatih Sultan Mehmet'in babasına çıkışması sese döndü usulca. Bunların ortasında benim babam, canım babam geldi elindeki sıcaklar yanıma.

Sevgiyle aldı ellerimi eline. Gülüşü gülüş değildi. Elbisesinde güneş ışınlarının kılıç gibi savruluşuyla bozarmış eskiliği. Bir daha özledim O'nu. Ne kadar az konuşmuş benimle. Sadece içinden sevmiş beni. Özlemiş diyememiş, kızmış dövememiş. Yorgun argın, vedasız medasız, tutunmuş sıradan bir hastalığa (sanki Allah'tan ararmış gibi), koynu pişmanlıkla dolu olarak çekip gitmiş. Ben neden O'nu sonradan çok sevdiysem. Bu ne halse bendeki böyle…

Asfaltları yamıyor belediye işçileri.

Yağmur göğü taşıracak son damlayı bekler gibi.

Ne kadar da alışık duruyorlar acıya ve gurbete ekmek sırasındakiler böyle.

Kulaklarımda dünkü taksicinin şaşkınlığına bulaşmış sözleri de nereden çıktıysa; "… abim, burası, su gördüğün İncesu varya, muazzam bir sel yatağıdır. Kıydılar işte. Biz burada az mı balık tuttuk. Daha yetmişlere doğru. Balık mı ki, aha bu kadar…"

Ayakkabı dükkanını su basmıştı şurda.

"Çiftini bulursan yarı fiyatına efendim"  deyişi bir öfkeye bulanmış acının türküsü gibiydi. Şimdi nerede ki o dükkan?

Hüseyin Gazi Tepelerinde dünyalar güzeli bir bayrak dalgalanıyor.

Kırmızının koynunda beyaz.

Ay, yıldız.

Boran yutmuş vericileri.

Kimi görsem ayakkabısı yırtık.

Çocuklar yarısına gelmiş gülmenin.

Mamak'ta koşullar 1-0 önde yine.

Türküler adamakıllı umutlara söylenmeli diyor bendeki yürek.

Son durağa bir nefes alımlığı mesafedeyim..

Samsun asfaltı yılan ölüsü gibi.

Sivas'a doğru.

Ipılsak

                                        Abbas TURAN, TÜRKÜCE, Ankara2006

844 Okunma


comment Yorum (2 Yollayan) 

  • DEGERLİ ÖGRETMENİM, TERTEMİZ YÜREĞİNİZLE GERÇEKLERİ NE KADAR DA GÜZEL BİR İFADEYLE ANLATMIŞSINIZ.DÜŞÜNCELERİNİZİ İÇTENLİKLE YALANSIZ KATIKSIZ BELİRTMİŞSİNİZ.
(Yollayan January 27, 2009, 10:29 PM TUĞÇE COŞKUN)

  • Yazılanların güzellliği bir yana, yazılanların içinde, satır arasında hissetiden sevgidir bizi vuran. Yüreğine sağlık.
(Yollayan December 2, 2006, 1:48 PM Serap DERİCİ)


Son Yazılanlar
GÜLÖNÜ
ALT PERDEDEN
SUSMA YERİ
TÜRKÜCE
EŞİKTEN ÖTE
BAL DAMLASI
BENCESİ
ŞİİRLİK
KİTAPLIK
İNCE ELEKTEN
KALBURÜSTÜ
SÖZ TÜNEĞİ
ESKİDEN
ORDAN BURDAN
USTALAR
ONLARDAN
YARENLİK
VIDEO
Öne Çıkanlar
Çok Yorumlanan
Yazarlarımız