Header
Ana Sayfa | Giriş Sayfası | Sık Kullanılanlara Ekle
  Site İçerisinde Arama     » Dataylı Arama
BÖLÜMLER
ARŞİV
Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pz
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930
Sendikasyon
MAİL LİST
OYLAMA: Sevdiklerimizden
MÜZİK İLE
ŞİİR İLE
KİTAP İLE
SİNEMA İLE
HEPSİ İLE



Bittikçe Başlayan Malpazarı Hüznü (Hüseyin DANIŞMAN ağabeyime saygıyla)

Dec 11,2006 Yazar: Abbas TURAN

Köy tanıdık, bildik köy.

Adını ve adamlarını sevdiğim de bir köy.

Tabi öyküleri de kendileri gibi sevilesi bir köy.

Adı  mevzubahis değil.

Şu kadarını söyleyeyim ki; yine bizim oralardan bir köy.

Bu köyden bir adam ilçenin mal pazarına inek götürür ki sata. Eskiden köylerden mal pazarlarına hayvanlar sürülerek götürülürdü. Yani yaya olarak. Binbir perişanlık ve yorgunluk da satıcı ile birlikte çökerdi pazara. Mallar hele de birden fazla ise iş daha da çetrefilli olurdu. Hayvanların karnını doyurmak bir yana, onların kilo vermesini engellemek de özel dikkat isterdi. Öyle ya, satılık mal ele gelecek türden olmalıydı. Cinsi iyi olsa bile, cılız,hıçır ve ishal olmuş hayvanlar pek makbul değildi. Eğer hayvanın sülalesi biliniyor,iyi de bir cinsten geliyorsa zaten bu hayvanı pazara getirmeye gerek olmazdı. Çünkü onu köyden hemen herkes,eniğinden cücüğüne tanırdı. Yada gitmesine müsaade edilmezdi. Hatta hayvan inek ise iş daha da ciddiyetle ele alınırdı. Ondan olma tosunlar,öküzler,düveler,danalar iyi takip edilir, bilinir sevilirdi. Dolayısı ile de bir iki döl daha tutacak zindelikte olduğuna karar verilir ise eşe dosta mehel görülürdü. Pahada ne olması gerektiğine de pek bakılmazdı doğrusu. Sadece hayvanı elden çıkarmak isteyenin elinin darlığı giderilirse kafi gelirdi. Kalan hak zamanla ödenirdi. Yok eğer tüccara gidecekse, fiğ kırması,küsbe ve karma(un,arpa kırması,ekmek kırıntıları ile yapılan bir yem) ile besiye çekili,r zamanı gelince de yolcu edilirdi. Yolcu edilirdi de, yolda, yine kilo yitimini önlemek amacıyla bol bol yem yedirilirdi. En son sofrası da pazarda,seçilen yerde hazırlanırdı. Hayvanı şişkin göstermek de boşunaydı tabi. Öyle anasının gözü tüccarlar vardı ki, işleri güçleri ölmüş eşek fiyatına mal toplamaktı. O tür adamlar bilinirdi bilinmesine de, son çare olduklarını anladıkları zaman pek insafsız olurlardı. Umulanın altında fiyat verirler; ya he diyeceksin ya de malı süreceksin köye. Bir sürü eziyeti geç, eli sıkışık olanlar için bu durum ayrı bir dertti. Öyle ya, borç harç verilecek, çocukların unluğu alınacak, elbiseleri alınacak, lastik alınacak, ziraata borçlu isen zamanında yatacak, belki de tohumluk alınacak. Tık para olmaz ise bunların tedarikine imkan mı var? Kışta kıyamette ne olur evin hali?

Pazar bunların yarattığı gergin bekleyişler, ve hüzünlü bakışmalardan öte şeyleri de barındırırdı tabi. Ellerinde sepetler,fileler,torbalar ile, yüzleri soğuk ve sıcak yanığı insanların birbirine karışarak oluşturduğu uğultu, sakarlıklar, pazarlık sohbetleri, bağırtılı mal tanıtımı, hayvan sesleri,yeme içme telaşı, sadır ve hayvan pisliklerinin oluşturduğu görüntü,  oraya özgü koku, hayvan huysuzlaşmaları, kaçışmalar,kovalamalar… Gülmelerin yanar döner hızda endişeye dönüşmesi, başka köylerden gelen tanışların tokalaşmalarına sinen yavanlık, aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık dedirtecek biçimde tercih boğuntuları, paralı adamların üsten bakışları, hal anlamaz çocuklar, bayılanlar, su satıcıları,çekirdek satıcıları,üzüm, somun derken çile haline dönüşen kargaşa… Geri dönüş telaşı başladı ise iş daha berbat demektir. Ismarıçlar bir bir gelir balyoz gibi düşer pazarın ortasında adamın rezilliğinin üstüne. Dokunsan patlayacak bir halde kalakalır iki derede bir arada. Bir dahaki pazara kalınacağı kesin ise seyret sen olacakları. Hıtı kesilir kalır adam. İsyan etse yeridir, ama etmez. Birden yedek umutlara açılır kapılar.

"Allah büyüktür"

"Vardır bir hayır"

"Yoksa bizi böyle dar naçar kor muydu"

"O ki daraltıp da bunaltmayandır"

"Hem sade ben değilim ki, bak bir sürü adam önüne katmış götürüyor mallarını"

"O kahpe dinli zevzeğe vereceğime keser kavurma yaparım daha iyi"

"Hem böylece bir senedir görmediğim asker arkadaşımı görmüş oldum"

"Ölümlü dirimli dünya, belki de bu nedenle burada  bulunmayı nasip kıldı mevlam"

Bir teselli vesvesesidir sürer gider yola koyulana kadar.

İkindiyi hayli geçmiştir zaman. Ortalık, tasını tarağını toplayıp giden fırtına sonu sessizlik ile tanışacaktır biraz sonra. Önemli olan artık sağ selim, Allah'ın izni ile köye varmak, çoluk çocuğa can sıcağıyla sarılmaktır. Yol bekleyen olmasa da, kimseyi küşümde bırakmamak lazım. Olur ya, yolda belde bir şey olduğunu sanırlar. Ne lüzum eder. El ayak çekilmeden eller gibi yola düşmek lazım. Ismarıçlara yetecek para var ise, onları alıp köyden gelen traktörlere yüklemek, birilerine de emanet etmek gerek. Zaman bu, bir bakarsın yetmez. Yolcunun işini Allah bilir misali.

Gelecek pazara ne yapmalı diye düşünülür.  Arada sırada bu günküne benzeyen sıkıntıların başa gelme ihtimali yalar gider akılları. Niye olmasın; bakarsın mal yolda belde telef olur, ahırdan ölüsü çıkar. O zaman ne olacak? Hele ki kış aylarında böyle işleri akıla getirmek bile akılları durduruyor. Üşümekten de beter. Elini ovuştura ovuştura buymak gibi bir şey aklını yarıp geçiyor insanın.  Sonra yine bir umut.

Köydesin, dağbaşında değil ki.

Öyle bir gün daha işte.

Seyit Ali üçüncü seferdir pazarda. Yanındaki ineğinin satılacak nesi kalmış ki? Bir deri bir kemik. Kaburgaları sayılıyor ne yanından baksan. Keşke ilk pazara geldiğinde satsaydı. Ya da huyundan hazzetmediği, meyancı hıyarı Hüso'dan yardım alsaydı. O hırbo kesin satardı. Ölmüş eşek alıcılarına, o peşinci kepazelere de kazık atardı aslında. Niye gururlandıysa. Aha ne olduysa sanki? İnek oldu yeni doğmuş dana. Et hani? Ara ki bulasın. Bir sürü de yem yedi.

Kabadayılığını bir kenara bırakıp Aşırlar'ın Hüso ile konuşmalıydı. Demeliydi ki, "yavu Hüso, kaç pazardır geliyorum satamadım, hele bir el at.Sen buraların ve de bu işlerin alışığısın. Bak işte bu benim inek.Satamadım mereti. Ne dersin, aklın ne ola?

Saat daha erken.

Kazanın meydanı at arabaları ile dolu. Sanki hepsini satacaklarmış gibi oraya buraya malzeme taşıyorlar. Olup olanı bir ufacık ilçe.Ne bu böyle. Yarış alır gibi tırısa kaldırmışlar arabaya koşulu atları. Adam biraz insaf etmeli yahu. İnek ile yol almak pek zor olsa da mecburluk var işin içinde. Cami yapılmadan körler düzülmüş hesabından mal pazarı harman yeri gibi. Bu defa koyunlar pek fazla. Galiba buralarda sap saman iyice bitti. Yada koyunlar iyice para edecek tavdalar. Elden çıkarma zamanı gelmiş. Bizim Hüso nerede ki? Birazdan bağırtı çığırtı başlar. Geçen Pazar gördüğüm gibi bir tesadüf daha olmaz mı ki? Olursa ilk işim ne olur ki? Hani kaç defadır görmezden gelmek iyi olmadı. Cenabi Mevlam bizi muhanede muhtaç etti. Yani mağrurlanma padişahım senden büyük Allah var dedi. Öyle düşünmemi istedi. Malların ortalığa sıçmasına mani olacak hiç mi bir yol yok ki? Olsa şu  belediye elamanları bize söylerdi. Pazar yerine gelene kadar bunun yüzünden yüzümüz ayaklar altında, başımız öne eğik ilerliyoruz. Tabi yüzü eşek derisi olan kulları da yok değil mevlamın. Onlar için ortalığı bok götürse ne yazar ki? Bokun üstüne yatırsan kutnu döşekten muteber görenler var. Her birinin çeşitli numunelerinden bu pazarda var. Onlarla uğraşacak olsan evin yolunu bulamazsın. İşte şu zibidiler de bunlardan. Senin malını elinden ucuza alsınlar da sen ne bok yersen ye. Ne din var ne iman bu uçkuru bitlilerde. O pazar senin bu pazar benim gezip durmaktalar zaten. Gözlerini para hırsı bürümüş ya, işin adını da ticaret koymuşlar. Avratları da yol beklemiyor nasıl olsa. Benden uzak gitsinler de ne halleri varsa görsünler. Ben pazarın ortasında boğazlarım bu ineği yine onlara vermem.Vermem dedimse vermem.Onlara vermektense Hüso'ya derim, üç beş kuruş da ona sıkarım olur biter. O dürzü de bunun için ağız kokutmuyor mu buralarda. Elin iyisinden bizim kötümüz daha iyidir. Heç değilse ne bok olduğumuzu bilir. İnşallah şu ineği ayakta tutabiliriz de. Ha kurban olduğum Allah. Car sende kaldı. Sebep Hüso olsun medet senden.

"Emşerim kaç istersin bu ineğe? Geçen pazar da mı buradaydın, inek bıkmış da?

"İşine bak emşerim. Öyle bile olsa sen alıp almayacağını söyle"

"Tövbe estağfurullah. Yarabbim akıllı kullarını yukarı çek de bizler de rahat edelim"

"Ne dedin emşerim?

"Sana bir şey denir mi gardaşım. İneği ne hale getirmişsin. Bir tane yeter.Haydi Allah kolaylık versin"

Bismillah. İyi başlamadık ama neyse. Allah sabrımızı deniyor olabilir. Şöyle kalabalığın olduğu yerlere mi çeksem ineği? Bayağı adam var. Ben bunları biliyorum, piyasayı denetliyorlar. Olsun kör atın kör alıcısı olur. Engin olmalıyım. Şu pazarlık iyice kızıştı. Varam da kulak kabartam hele. Bir bakarsın iti an çomağı hazırla misali Hüso da gelir. Gelir mi gelir.Yeygisi bol hayvanlar belli oluyor. Şu ineğe bak, kozan beyinin ahırında yatıp kalkmış gibi. Baldırlara bak hele. Ya sırtına ne demeli,. Su durur vallahi. Belli ki tımar da edilmiş. Bizim köyün inekleri gibi değil. Bizimkiler hohralı, çalık. Üflesen düşecek. Hele ki bahara doğru iyice dermansız kalıyorlar. Bari ki otlarımız yetişiyor da kurtuluyorlar.

"Hayırdır Seyit Ali?"

"Vayy İsmail! Ne işin var yahu senin bu bokun püsürün içinde. Ağa adamın işi ne gezer pazarda?"

"Şu senin Hüso'yu aradım. Bir iki tosun kaptıracağım O'na. Baksın şöyle eli sıkışık satıcılara"

"Eli sıkışık mı?"

"He yahu. Adamların canı burnundan çıkıyor. Canını kurtarmak için bile satacaklar var elindeki malı davarı. Bunuları Hüso iyi biliyor"

"Peki, görürsen bana sal. Benim de bir inek var. Pazar adabını öğrendi vallahi. Beni de geçti. Gel git, gel git.Nerden gelinir nere gidilir, nere tenha, nere gölge su yolağı nere, hepsini belledi hayvancağız"

"Hanı nerede?"

"Dey aha" Pek ineklik kalmadı ama. Bu pazar sattık sattık, yoksa keseceğim."

"Ula seyit gardaş, ineklik kalmamış ki garibimde."

"Nasibi Allah'tan nasıl olsa"

"Hadi hayırlısı. Kolay gele"

"Uğurlar ola"

Bu pazar da gürültü bol olacağa benzer.Vay ki hayvanı tezenlerin haline. Bir kayıp etti mi zor bulur akşama dek. Yalnız gelmemek gerek pazara. Bir inek bile adamı ne hale sokuyor. Samanına mı yetişeyim,suyuna mı yetişeyim. Canım burnumda diye bu zamanlarda söylenmiş herhal. İsmail de ölmüş eşekçi. Belli. Demek ki sıkışanların müşterisi ayrı. Şimdi anlıyorum, ikidebir bana soranların koyulasıca dertlerini. Eşek tohumları. Ne var yani, kahpelik yerine, sütübozukluk yerine adamlık daha iyi olmaz mı? Biz diyor muyuz, fazla para verin? Yok. Kimse demez ki. Irazı pazarlığına kim karışa. Kim nide fazla parayı. Emme, ne öldürür ne güldürüre ırazı iken de kalleşlik edilmez ki. Bırak adamlığı, dine imana sığmaz. Şu adamların haline bak; ellerinin yarıklarına mal boku girmiş, kıl dolmuş üstleri başları. Ayaklarındaki ayakkabılar keşke çarık olaymış. Kurbağa ağzı gibi açık her biri. Pantolanların paçalarını içine verenlere bir bak Allah'ını seversen. Çorapların biri aladağlı öbürü karadağlı. Ne lüzüm ederdi bu derece irezillik? Ah ne olurdu ki, şu pazar soykasının içine bir su akarı bellenebilse. Kötü olur muydu? Olmazdı tabi. Hem malların davarların hem de bizim için. Geçen haftaki gelişimizde ortalığı bok götürdü. Sulucalı Kaya'nın ağzından burnundan geldi anasından emdiği süt. Dana hoyukmuş kaçıyor bir yandan, küçük oğlunu getirmiş çocuk idare edemiyor öte yandan. Müşteri kıt. Olanlar da piyasa öldürmenin peşinde. Gitti ya evine, nasıl gitti bilemiyorum. Allah bilir ya töbelenmiştir. Su hususunda da çok çekiyor pazara gelenler. Ne olur yani şu zencirden iki tane daha assalar çeşmenin başucun?. Hiç olmazsa acele etmeden kana kana bir su içeriz. Koskoca pazar yeri. Herbir adam su içmeye kalksa..

"Seyit abi" 

 "Oooo Hüso, nasısın babam? Hele iyi ettin geldiğine"

"He ya Seyit abi, demişsin ki gelsin. Hayırdır?"

"İnektir bizim mesele.Getir götürden bıktık. Çöktü hayvancağız. Her perşembe bu eziyet.Aha bak şu halime, ben bile dayanamadım"

"Estafurullah abi. Şu mu senin inek"

"He ya"

"Tamam abi. Bak sana on dakika mühlet.Al bu ineği, tut örmesinden, pazarı çıkar şuna yokarı. Mezarlığın taşlarını geçince beni bekle. Geliyorum. Bir icat çıkarayım da gör Bakalım ağ mı yaman bey mi. Evel Allah, bu pazar sondur buraya gelişin. Emme dediğimi yapasın. Bir iki tane damızlık mal arayan uyanık geziyor pazarda. Az biraz soluklanmaya gittiler. Onlar gelmeden şu senin garibini ataşlayalım.Gör hele ne ola. Tamam mı? Hadi geç kalma. Yeğ tut elini. Ben gideyim bir de şıvga deynek getireyim"

"Sen dersen ki öyle, ben de yaparım"

Hasbinallahımvelvekil.Bu da ne ki? Neyse , bismillahirrahmanirrahim. Sen büyüksün yarabbi. Tutam da götürem. Götürem de bite bu maşakkat. Ulan gardaşım, biz ne irezilmişiz. Kış gelir dert, bahar gelir dert, yaz gelir dert. Akşam yatağa yatana kadar da iş. Karıkocalığı unuttuk ha. Bu gün erkenden sataydım şunu. İnşallah, Allah bir zeval vermez de varırız köye. Dur bakalım. Düşeriz koynuna Endam karının. O da yorgundur. Basar uykuyu gecenin ortasında. Neyse, hele bir varak. Eee, mezarlığın arkasına niye gideceğiz ki. Yahu bu ineğin uykusu da açılmamış ki. Ooo bizim hoşhoşcular da buradaymış. Şunların bıyığına bak Allah'ını seversen. Ne olur, birinizin de adama yakışır hali olsun. Ulan köyde de böyleler bu zırzoplar. Küllü kafirdirler. Balcıların Zeki hep derdi;Keremlerden adam çıkmaz. He vallahi doğru demiş. Eyi ki bizim köyde değiller. Yok be gardaşım, bu tarla aşkarlı adamlarınan aynı çeşmeden su mu içilir yavu?

Gel bakalım çilekeş. Niye öyle bakarsın be kurbanım? Allah'a ayan ki, bunlarda kusur bende değil. Seni ite köpeğe yok fiyatına vermek istemedim. İşime gelmedi. Bir yandan sen çok kahrımızı çektin. Ali Dursun'un karnı senden aldıklarımız ile doydu. Bilmeyiz mi sanarsın biz?. O, naneye muhtaç olduğumuz zamanlarda, senin ciciklerine sarıldık. Gözlerine baktık sabah akşam. Islık çalarken bir görseydin gözlerime dolan marakı. Çalıyordum ama ıslığı, içimi bir bilseydin. Sular gurul gurul aşarken boğazından, Endam kadının sana yalvarışına içlenirdim. Ne güzel derdi öyle; "sen bize cenabi Allah'ın hedayesisin, aha bak ki bu gün de süt içecek Ali Dursun'um. Öyle olmasa, Silo'nun Kızı Zekiye'ye nereden bulur da verirdik yoğurdu?. Kim yetiştirirdi, ta oraya bir tas yoğurdu kapıp.Sana kurban ola yazı yaban. Ha canım, ha güzelim." Eller gibi çok süt istemedik senden. Sabrına inandık. Taramadık, tımar etmedik ama üstüne titredik tabak salgınında. Mevlam öyle bilmiş ki bizim sana mehtaçlığımızı, almamış seni ahırımızdan harmanımızdan. Diyeceksen neye şimdi satıyorsun, öyle işte.

"Hayırdır Seydo baba yolculuk ne yana?"

"Ufak bi ihtiyaç gidereceğiz. Aşacağız pazarın şu yanını, mezarlığın taşlarının o yana doğru. Bakalım zaman ne gösterir orda bize. Bizim Hüso, al da gel ineği dedi. Buraların müdavimidir. Hani lafa geleni şudur; dediğini yap yaptığını yapma. Varsa bir sualin hadi eyvallah"

"Uğur ola Seydo babam. Tamah edilecek bir şey yok ise niye gitmeyesin ki. Herhalde inek ile ilgili söyleşecektir. Git hele bir"

Tamah etmek ne ki bize nasip ola. Değil mi ki, tamah etmediğimiz içindir bu çile. Getir bir inek, satama. Kal ortada. Perişan ol. Fakirliğin,işbilmezliğin,cehaletin pazarına da nalet olsun. Tamah neyimize? Biz, Sırat'tan güle oynaya gececeğimize bakarız. Yoksa nedir ki dünya maşakkatı? Zavallı inek. Muzdarip oldu. Dünya hali bu demek ki; vere vere tükeneceksin. Gözden göze ıranmayan neçe güzel şeyimizden ferağat ediyoruz. Beşer bu, şaşar da düşer de. Beterinden saklaya süphaaanallah. Ağzı yok dili yok, inek işte. Sövsen anlamaz, dövsen anlamaz. Amma velakin, bu dünyada değeri olan bir mahluk. O yoksa süt de yok. Bak işte gidiyoruz onunla bir ayrılığa. Gör ki bana nasıl intizar ediyordur. Keşke söylesem de onun dilince, anlasa ; ula gurbanım ben senden şikayatçı değilim. Fukaralığın bokudur bu hal. Ne sen ırazısın biliyorum, ne de ben. Bilmem mi ki bana niye melul melul bakarsın. Bilmem mi ki satma dersin beni. Koma beni kasap hesaplı adamların merhametine. Etim yok, budum yok. Kime ne hayrım dokunur. Ben olsam olsam sizin ahırın göze görkemi olurum. Sizin ahırda tavlanırım. Huyum bilinir sizin ahırda. Kese lüzum yok, samanın hası olmasa da olur, yeter ki sizin orada olam. O yavrumun düveliğini seyredem.  Sen de bilirsin ki Seyit Ali, Buzatan'ın keften aşağı inerken gördün gücümü. Dayanmadım mı, ayazın ateşlisine? Durdum mu Allah'ını seversen. Sapın samanın içinde, hayvanlığımdan oldum ama senin atarabanı da  çekip indirdim. Kolay mı sanırsın, buzalacı bir ineğin atarabasına asılması. Yaptım işte. Sen ne yapıyorsun karşılığında? Her ne olursa olsun, verip bir halden bilmeze, et rüyalılara, donu bozuk pislere, alacaksın cebine kursak doldurmayan erzak parasını. Kim nide beni bundan böyle? Kim asıla türkülü umutlarla ciciklerime? Kim öpe yanaklarımdan habire? Diyorsun ki, serçenin hesabı, "etimi yiyen doymasın bokuma basan onmasın". İçim öyle değil. Hakikisi bunlar değil içimi büngüldeden şeylerin. Alnındaki sakarlıktı ahırımızın ışığı. Sağanımız yok demedik elin günün içinde. Ne bileyim, belki de kader getirdi bizi böyle bir irezil ayrılığın başucuna. Senin geri bakışlarına dayandığımı mı sanırsın bire hayvan? Zor tabi. Sen tutar da, küp küp çökele vesile olan bir malı verir miydin ahırından? Sana sözüm yok.. Bilesin ha, Endam kadın süyüm süyüm yaş akıdır. Koyulanır peşinden. İçime bir his geldi. Saykim sen daha köye dönemeyeceksin. Hakkın vardır. Kursağımıza düşen ekmeklerin üç öğün katığına sebep oldun. Vallahi de billahi de dardayız. Sana ayan eyleye mevlam. Sakın ağlayayım deme gurban. Vurdum falan ama, hakkın helal bileyim. Hangi dildir ki sendeki? Ama ben bilirim ikimizi yaradandır buna sebep. Vardır bir hayır. Bak işte mezarlık. Nice Süleymanların istiraathanesi. Kim isterdi ki bıraka da gide? O ki insanız.Artıran,azaltan,yapan bozan. Şurdan, aha şuncacık kapıdan içeri girdin mi bittin. Geride kalan sadece eyiliğindir. O da laf yeri gelince söylenen. Sen ki, hayvansın. Kaderinde kesilmek de var. Hüso halimi anlamaz. Senin de öyle. Hayvan der geçer gider. Az burada duralım. Bilmem ne hesapla gelecek Hüso. Yine O'na muhtaç olduk. Oruspuluk da olsa bil, ama yapma demişler. Yok be. Meyancılığın, yalancılığın, kahpe dinliliğin geri dönüş olur mu? Olmaz. Huya işledi mi, gittin işte.

"Tamam abi. Sen şöyle kenara çekil. Ben şimdi bu mereti hopur hopur yapacağım. Sen seslenmeyesin. Hatta dinlen istersen"

Demek ki, şıvgayı ineği dövmek için getirmiş. Patır kütür girecek belli. Dur desem işin içine su mu katmış olurum? Yahu şu inekteki mazlumluğa bak. Gözlerinin yaşı katılaşmış, çapak olmuş gözkapaklarının altyanında.

"Dur Hüso. Bunu niye yapasın ki?"

"Abi, inek canlı durmalı. İyice ürkütmeliyiz. Öyle ki ataşlana, hopur hopur ola.Gören inekteki canlılığı ala. Aha diye bu işte benim alacağım damızlık. Sen hele bir dur. Az sabret. Allah affeder, sen canının sıkma. Ben az mı pelesimiş mal yolladım işbilmezlerin ahırlarına"

Hey gurban olduğum Allah, bu ne hal. Nerden verdin bu akılı Hüsso gibi gaddarlara. Ne yani vursun mu zavallıya. Ağzı dili olmayana. Üstelik de yularından sıkıştırıp, çaresiz bırakıp. Sen bağışla yarabbi. Ohoo tekniği de kavramış dürzü.. Enlemesine de vurmuyor. Arka tarafından sardırarak vuruyor. İneğin kıvranmaktan başka çaresi yok.Vurma demeyeceğim. Susacağım. Bakmayacağım. Zaten bundan sonraya çare değilim ki. Eee ondan sonra nolacak.

"Abi,bak şimdi şunun haline. Burnundan ataş soluyor mu, soluyor. Beni görünce huzursuzlanıyor mu, huzursuzlanıyor. Göklere çıkacak gibi oluyor mu, oluyor. Geriye bağırtı çığırtı, yaygara ve gevezelik kalıyor. Gel haydi."

Bildim. İneğin tadını kaçırdı. Miskinliğini giderdi aklısıra. Ne diyecek ola? Bu adam yapar. Şuncacık zamanda bunu düşündü ya tamam. Şimdi hangi ölmüş eşekçiye musallat olacak bakalım. Allah vere de döl almak için alına zavallı. Aha yine mezarlık işte. Ötesini Allah bilir amma, bu Hüso gibilerin ahirette bile yatacak yerleri yok. Ter içinde kaldı da ıh bile demiyor. Aha babanın ananın yavu. Gözleri felfecir. Aman ne de aceleci. Kesin İsmail'in atacağı kemiğin hesabında.

"Dikkat et Hüso. Hayvanın ayagı kırılırsa iki kilo et fiyatına vermek zorunda kalırız. Köye de gidemek sonra"

"Abi sen bana bırak. Sakın sen karışmayasın.Bak şimdi. Şura tam bize göre. Hadi sen git biraz su iç. Elini yüzünü yıka.Ben bağırayım çığırayım biraz"

"Peki"

Doğru der Hüso. Gidip bir su çalam yüzüme. Lanet olsun, gözüm görmez bari. Bu dürzünün ne icatları var gör ki daha? Ulan iyi ki insan düşmüyor bunların eline. Kolsuz bacaksız ederler adamı. Yine de it girsin günahına da. Şu çeşme işini ben mi açsam ki ileri gelenlere. Zabıta başına mesela. Ya da oradaki bir odacıya. Devlet için nedir ki çeşmeye bir tas daha eklemek. Bak yine sıraya girmişler. Hinkirmelerine ne demeli. Yahu bazı adamlarımız niye böyle fehimsizdir ki? Yine de Allah ırazı olsun bir çeşme yapılmış. Ulan aslanım, az ötede ahırsanız. Sümüğünüzü daşlardan öteye silseniz. Yok gardaşım yok. Gerçi adamlar malını davarını bırakıp da gidemiyor ki. Bir gözleri de mallarında. Neyse buna da denecek bir şey yok da, şu Hüso'nun inek övüşüne bak ha sen.

Güle misin ağlaya mısın?

"Gel abi gel. Danaları tosunların en hası, ineklerin en sütlüsü, etliklerin en yapılısı olmuş bir inektir şu gördüğünüz mal. Yanaşın da bakın. Gözlerinden boşalan ateşe bakın. Aha işte, lafa lüzum yok. At gibi kişnemediği kalmış. Bakmayın kilosuzluğuna, iki öğün küsbe verdin midi tısdımbılık olur. Cinsi budur böylelerinin. Yedirmeye içirmeye gelmez. Ahıra sığdıramazsın billahi. Ahırda yüz güldüren. Helki helki süt veren, günde üç öğün sağılan, danasının çenelerinden süt taşıran bir cinstir bu. Al götür, beğenmedin geri getir. Maldan anlayanların övgüsüne mahzar olmazsa mal bizimdir gardaşım…"

Hay Allah; bu bizm inekten mi bahsediyor. Demek öyle; en cins hayvanlardan. Damızlık ha?. Yahu ben bu ineği eve mi götürsem k?. Madem öyle, desene altın yumurtlayan tavuk bu. Ey gurban olduğum Allah, elimizde ne hayvan tutuyormuşuz da haberimiz yok.

"Ula Hüso, bu inek senin dediğin gibiyse ben satmayayım. Alıp ahıra tıkayım"

"Yahu Seyit Ali abi, sen amma da yorulmuşun ha. Dedik ya bunlar bizim icadımızın devamı zuhurlar. Sen karışma. İşine bak. Bizim işin sonunda mangır var. Sen de bunu beklersin ya. Sabret. Bırak karıştırma sen benin dediklerimi"

"E peki"

Kaç zamandır bu kadar bir adamı inek seyrederken görmemiştim ben. Sadece inekleri çekerken görürdüm. Tosunların aşıp aşamadığını tartışırlardı köyde. Yoksa başka zamanlar neyleyeler ki seyiri?. Şuna bak gardaşım, Hüso'yu dinliyorlar ağzı açık.O da tam bir maskara işinde. O ne heyecan öyle. Gören de essah sanır. Bu defa satacak herhal. Adam eyce yellendi. Hüso da sıkı tuttu belli ki.Gıvşayamıyor müşteri. Gözleri kalk gidelim dese de yapışmış Hüso. Elleme pezevenge iyi olacak. İkide bir uzaktan uzağa beni seyrederdi. Neymiş efendim ben bıkacakmışım, onlara kendi elimle teslim edecekmişim. Alhaaa. Hangi adam eder böyle? Mal canın yongasıysa böyle de olmaz elbet. Tamam adamın işi. İnek de hopur hopur. Amma da ürküyor. Vay mı Hüsa elini ayağını kıpırdatsın. Bunlar gördüler ineğin canlı olduğunu herhal. Kimbilir beklide biz bilemedik hayvanın. Tamamdır galiba. Son el sallamalar gibi. Hüso adamın dediği yere getirdi hesabı. İnek yolcu. Ayrılık zuhur edecek. Çile bitecek gibi. Sahiden de çile miydi ki? Gurban olduğum Mevla bize bunu çektirdi ki sabra erişek. Heç beylesini düşünmez miyiz? Oldu işte. Adam ıhtı. Biraz yüzü ekşidi ama, Hüso'ya yenildi. Acıdım adama. Kolları yoruldu. Salla babam salla. Başına toplananlar da dağılmaya başladı çil yavrusu gibi. Bu nasıl iş ki, doldur boşalt oluyor adamlar. Demin ile şimdi arasında ne kadar zaman geçti ki. Onbeş yirmi kişi vardı biraz önce, şimdi yok.

"Seyit abi gel. Gel ki sana parayı saya arkadaş"

"Yahu Hüso sahiden senin dediğin gibiyse bu inek vazgeçelim derim ben. Essahtan da eşi bulunmaz, cinsi kırma ise hani."

"Abi bırak artık. Parası da ona göre. Sattık gitti. Üsteleme"

İneğe bak. Bana küsmüş gibi. O soluğu ateşli emektarımız bana bile bakmıyor. Hüso nefes nefese. Umudu bitmiş olan ineği sürüklüyor peşisıra. Pazar yerinde bir ayrılık. Ağlasam kınarlar. Bu ne hal bendeki bilemedim. Ellerimizi üzerinden geçirdiğimiz, cicik gözleri yara olup da kapanmasın diye süyüm süyüm süt indirdiğimiz o güzelim inek elden gidiyor. Arasak da bulamayacağımız yerlerde olacak. Satıldı. Sattık ikimiz. Hüso ve ben. Biliyorum bir daha böyle inek girmeyecek bizim ahıra. Öyle zamanların ineğiydi ki o; gülüşümüze karnı doymuş bir oğul sesi salıyordu. O doluşmalara sebep oydu hep. Bana da bakmıyor. Ne çabuk hasım olduysak. Konuşsam duyar mı ki? Seni satmak istemiyorum desem. Ali Dursun'un çoğunu ona borçlu olduğumuzu ölene kadar unutmayacağımı söylesem. Ona sarılıp öperken hilesiz hurdasız olduğumu söylesem. Onun altının ıslak olmasını istemediğim uçun gecenin bir yarısı yassılık vermeye alıştığımı söylesem. Ağlasam. Niye bakmıyor ki bana?

Onun ağartısına güvenip uyuduğumu Allah biliyor. Ben bu pazar yerlerini nerden bileydim ki? Görmedin mi benim çektiklerimi desem de mi bakmayacak? Bakmaz bu inek artık. Bana ısmarıçları alıp gitmek düştü herhal. Umudun harcanması ne demek inekler ne bile. Burnundaki yulara aldırış etmeden sağa sola baş sallamasına ne deyim şimdi ben? "Haydi istediğin oldu, dövdüre dövdüre sattırdın" mı demek istedi ki?

"Al abi paranı"

"Ben mi?"

"He ya sen"

"Sana kaç para vereceğim Hüso"

"Ne parası be abi?"

"Aracılık parası"

"Abime bak, biz ne zaman kavumkardaşımızın umudundan harcadık ki?

O ineğin senin için möhümlüğümü bilmez miyim sanırsın?

Südübozuklardan mı sandın beni? Sil o gözyaşlarını.Git hadi, uğur ola. Allah comarttır."

"Hüso"

"Ha"

"Damızlık mı aldı ineği o adam?"

"Bilmem ki"

1426 Okunma


comment Yorum (6 Yollayan) 

  • Hüzün arasından sızan, soyluluk. Malpazarı veya değil, ama pazar işte. Ders almak isteyenlere işte ders. Kimse mecbur değil soysuz olmaya. Sağol Abbas TURAN.
(Yollayan June 2, 2008, 12:17 AM berda)

  • Soyluluğun verdiği güzellikten ödün yok. Kim ne derse desin, olmamalı. Sağolun.
(Yollayan October 14, 2007, 11:32 PM B.SAZLI)

  • Boşver Abbas Turan sıkma canını göt atmış dünyaya çüş mü diyeceksin at ipini üstüne gitsin....herkese selam ve sevgiler ayrıyeten yağsız pilavada.....
(Yollayan January 2, 2007, 6:09 PM DERMAN)

  • DEĞERLİ CAN 2006HAZİRANINDA PAMUKPINARDA KARŞILAŞTIK.BİLMEM HATIRLAR MISIN?SANA TEK CÜMLE SÖYLEMEK İSTİYORUM:DUYGULARINI VE YÜREĞİNİ SEVEYİM...
(Yollayan December 17, 2006, 9:14 PM muharrem öncü)

  • zordu be hocam o günler. gitti daha gelmesin. kıymetini bilmek lazım bu günlerin. etkilendim. Saygılarımla.
(Yollayan December 15, 2006, 11:31 AM MEHMET ÖRTEN)


Son Yazılanlar
GÜLÖNÜ
ALT PERDEDEN
SUSMA YERİ
TÜRKÜCE
EŞİKTEN ÖTE
BAL DAMLASI
BENCESİ
ŞİİRLİK
KİTAPLIK
İNCE ELEKTEN
KALBURÜSTÜ
SÖZ TÜNEĞİ
ESKİDEN
ORDAN BURDAN
USTALAR
ONLARDAN
YARENLİK
VIDEO
Öne Çıkanlar
Çok Yorumlanan
Yazarlarımız