Kalemi zaten seviyorum ben. Oğlum da. Kalem bir de sekiz on yaşlarındaki çocukların üşüyen parmaklarının arasındaysa bendeki hal de seyirliktir. Serçelerin karda gezen ayaklarının bıraktığı ize benzetirim hep onların yazdıklarını çizdiklerini. Durur durur severim. Yine başlamayacağım "bizim zamanımızda" ile başlayan oflayıp poflamalara tabi de,bir ince telden çalayım istiyorum hani. Abilerimizin ,amcalarımızın,dayılarımızın veya babamızın elinde gereksiz yere tüketilmiş tükenmez kalemlerin içini atardık,yeterince küçülmüş kurşun kalemimizin arkasını sivriltip tükenmez kalem artığına geçirirdik. Olay, kelemi uzatma olayı anlayacağınız. Ve böylece kimsenin kalemi kimseninkine karışmaz veya kimse kimsenin kalemini çalamazdı.Çalsa bile birileri diğerlerininkini, komşular bile anlardı. Üstünde iki çizik olan "allıgator" İhsan'ın, yanık olan Zeycan'ın ve pelikan kırığına ulanmış olan Cumuya'nındı. Yani hemen herkesin kalemi bilinirdi. Eklemesiz kalemle yazanlar da malum varlıklılardı. Nereden bakılsa 60 koyunları, bir traktörleri ve Ankara'da kapıcı,Sivas'ta DDY atölyesinde bir akrabaları vardı onların. Bizim için değişen bir şey yoktu zaten. Öğretmenimizin suyunu soğuk günlerde kalemi ekliler, sıcak günlerde de kalemi eksizler getirirdi,hepsi bu kadardı farkımızın.
O kalemlerle yazdıklarımızdan hiçbir şey kalmamış aklımızda. Ben ne zaman yazmayı,ne zaman okumayı öğrendiğimi hatırlamıyorum bile. Ama ellerimin kalem sıkarkenki morluğunu ve et beyazını unutmadım hiç. Oğluma baktım da o günler geldi aklıma. Beni görünce defterini dürdü büktü. Sakladı yazdıklarını benden. Anasına sorduğumda öğretmeninin o verdiği ödevi yapıyormuş. Öğretmen, sınıfındaki öğrencilerden "babalarını anlatan bir yazı" yazmalarını istemiş. Benden saklamasının nedeni de buymuş. Anasından yardım alarak yaptığı için ondan saklama gereği duymadığı belli. Tam da benim O'nun ellerini seyretmek istediğim bir zamandı. Olmadı. Konu ben olunca uzak durmalıydım. Olur ya yüzüme duramazlar gereksiz övgüler de sıralayabilirlerdi. Duramadım "insan olan beni yazasınız" ha dedim, ne demekse bu. Yazdıklarını ve yazacaklarını inan merak etmedim. Biliyorum çocuklar babalarına biraz da annelerinin baktıkları yerden bakarlar. Bu bakımdan şanslı olduğumu düşünüyorum tabi de, bir çok şeyi yazamayacaklar, bu kesin. Ama istiyorum ki fark etsinler elbise diktirmek konusunda bu kadar geç kalışıma hayıflandığımı, her gün içimde içgüdüsüyle davranmak isteyen bir şairin efendilik alışkanlığı nedeniyle boğazını sıkıp sıkıp sesini kıstığımı, sivilceler için hiç uygun biri olmadığımı düşünerek yüzüme sevgiyle baktığımı, eşimin beni dinlemek zorunda kalışındaki çektiği çileyle kanlı bıçaklı olmak istediğimi, çapkın ağzı sözcüklerine düşkünlüğümün başkalarında yarattığı imajdan yaralandığımı, beni anlamadıklarını düşünürken anlayanların da şiiri sevmedikleri gerekçesiyle tarafımdan ihmal edildiğinin acısını, bildiklerimi herkese gerekiyormuş gibi aktarma telaşımın beni ve dinleyenleri yorduğunu düşünürkenki pişmanlığımı, sevdiklerimin Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü konusunda birbirlerini uyarmadığına sinirlenip onları günlerce aramayışımın yarattığı yalnızlığın boğuntusunu, aşka ve sevgiye dair diyeceklerimin beni utandırdığı gerçeğinden habersizlerin yüzüne bakarken bozulduğumun iç resmini, eleştiren olmadığı halde eleştiriye açık olmadığımı söyleyenlere anlayışlı davranmakta hata mı ettiğimi düşünmekten zaman zaman uykusuz kaldığımı, öğrencilerimin aç olduğu zamanları hissedip oğlumu özlediğimi, babam evde otururken çekip gittiğim zamanların babamın ömründen çalındığını anlamadığıma olan pişmanlığımın artarak devam etmesinden rahatsız olduğumu, annemi halen ihmal edişime neden olan öfkeyi yanımda gezdirişime hayretimi, sevişmek istediğim zaman suçlanışımı, öpüşmek isteğimin gereksiz gibi algılanacağı endişesi, sevdiğimi belli eden davranışlarımın acemice oluşuna için için sevindiğimi,aynanın karşısına toplumun değer yargıları ile geçip kıyaslama yapışımın aptalca olduğunu bile bile tekrar edişimi,binlere varan kitap okuduğumu sık sık birilerine söyleme gereği duyduğumun nedenini kendime itiraf edemeyişimi, toplumun gözünde "popülaritesi" yüksek arkadaşlarımın konusu geçince onlarla olan anılarımdan bahsedişimin altında yatan gerçeklerden kaçışımı, çok şey bilmeme karşın hep aldatılışımın/kandırılışımın kirlenmediğim gerçeği ile ilişkisini kurarkenki zorlanışımı, açık yüreklilik ile sergilediğim davranışların "şair adam ne yapsa yeridir" anlayışı ile geçiştirilmesindeki hafifliğe içerlediğimi, paramın az olduğu zamanlarda Recep abimin bir yerde çay içme teklifine hayır deyişimin onu üzmeyecek gerekçelerini seçerken vicdan azabı çektiğimi, içimde günden güne büyüyen insan sevgisini çevremdekilerin hak etmediğini düşünerek tanımadıklarımla bölüşme isteğimin her akşam yarattığı pişmanlığın gece koynumda kaldığını, kadınları da erkeklerle eşit görmeye zorlarken kendimi her defasında televizyondakilerin beni caydırdığını, sokaklarda yatan tinercilerin benim onları bu hale getiren koşullarla mücadele ettiğimi bilmeden bana saldıracaklarını düşünerek ürperdiğimi, çocukları uyuşturucuya alıştıranların yüreklerinin kesinlikle beyinleri ile ilişkisinin kesik olduğunu düşünerek kendimi kandırdığımı, sigara veya alkol üretenlerin aynı şekilde sigara ve alkolün zararlarından bahsetmesinin ne çağa ne de çağdaşlığa sığmadığını haykırasım tuttuğunda Uğur Mumcu ağabeyimin neden aklıma geldiğine bir anlam veremediğimi, Ahmet Taner Kışlalı'nın cenaze törenine giderken panzerinin üzerindeki bir polise, "siz de mi Ahmet Taner Kışlalı'nın cenazesine geldiniz" diyen oğlumu kucağında panzere çıkardıktan sonra öperek "evet" diyen diğer polisin gözlerindeki sevgi dalgasının halen yüreğimde sarmal halinde ışıldadığını, şiir yazarken neden bu kadar açık olamadığımın nedenini halen bulamayışımın komikliğini,deli gibi özlediğim zamanları birer dakikalık bile olsa yeniden yaşamak isteyişim yakıcılığını…
Kesinlikle yazamazlar.
Keşke yazsalar.
Hele oğluma kalırsa O'nun aslan babasıyım ben. Hani diyordu ya yıllar önce "vay yavrum babam, az kalsın annemin boğazını sıkacaktı". İşte O'nun babası bu. "Örümcek adama", "himene", "gecıt amcaya".. ne kadar benzerse o kadar yiğit. Tabi bir de Atatürk'e.
Ellerini görmek istedim yazarken oğlumun.
Öğretmenim ya benim için bu şans halen var.
Yarın gider, Osmancan'dan benim için bir satır yazmasını isterim olur biter.
Ne çok çocuk özledim ben.
Ardı arkası gelmiyor bu çocuk düşlerin.
Oğlum Bora'ya