Header
Ana Sayfa | Giriş Sayfası | Sık Kullanılanlara Ekle
  Site İçerisinde Arama     » Dataylı Arama
BÖLÜMLER
ARŞİV
Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pz
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930
Sendikasyon
MAİL LİST
OYLAMA: Sevdiklerimizden
MÜZİK İLE
ŞİİR İLE
KİTAP İLE
SİNEMA İLE
HEPSİ İLE



KEKLİK

Apr 27,2009 Yazar: Abbas TURAN

Yol üzerinde, hızlı giden bir araç içinde iseniz, yolun kenarındaki dağ, taş, ağaç, tabela veya her ne varsa kaçarak sizden uzaklaşıyor gibi gözükürler. Sanki onları, yol doğrultusunda, ortadan ikiye ayıran sizmişiniz de, siz gidince birleşiyorlar. Öyle hızlı olur ki bu yanılsama, yüreğinizde cız eden ferahlığa doğru üşüyerek hüzünlenirsiniz. Hele araçta şoför iseniz, geriye doğru kaçışa dalar, yer yer hayran kalırsınız. Koca koca dağların, ırmakların, ovaların peşinizde küçülerek asılı kalması sizi, ayrıldığınız veya varacağınız yerin ne anlama geldiğine göre etkiler. 

Dalarsınız ara sıra.

Çehrenizi yırtacak gibi sürtünmelere ramak kala kendinize geldiğiniz olur. Dudağınızın ikisinde de, engel olamadığınız gerilmelerin oylumunda tebessüme döner beşeriyetiniz. Ruhunuzun dağılmaya yüz tutmuş dinginliğine damlayan şimşek mavisi gelgitleri dizginlemenin size kalan tek yolu, zihninizdeki durağı boşlamaktır. Karşıdan gelen arabaların Allah'a kalmışlığı bir yana, size doğru saldırır gibi gelen yol kenarı yükseltileri omzbaşlarınızı törpüler geçer. Tüm bunlar sıkıştığınız arabanın hacminde azalma veya çoğalma yapmaz tabi de, sizi daraltır, genişletir, üşütür veya yakar. Duygularınızın doğrultu bükümünü, düşüncelerinizin ışınım şiddetini, bilincinizin etki gücünü ve bilgilerinizin süzülüm hızını değiştirir. Arabadan inip kendinizi yokladığınızda, adını bilmediğiniz, bedeninizin devinimine olan hâkimiyetsizliğiniz biçiminde ortaya çıkan hal, hız nedeniyle tırpanladığınız yerçekiminin hıncı gibidir. Sendelersiniz. Gücünüz düşmüştür. Çevrenizi kırık dökük görürsünüz. Gözünüze uymayan gözlükten bakar gibi de hissedersiniz kendinizi.

Toprağa dökülesiniz tutar.

Dinlenesiniz gelir.

Susarsınız.

Kalbinizdeki gurbet buğusunu, avuçlarınızın ortasındaki boşluğa doldurup sıkasınız gelir. Yüreğinize nereden musallat olduğunu anlayamadığınız, ayrılık sarmalında boyveren gurbet hissinin hamlelerini boşa çıkarma uğraşısı içinde, neden sonra çay veya su içmek gelir aklınıza. Çevrenin bir parçası olduğunuzu anlarsınız birden. Sonra yolların öte tarafı. Sonra, geride bıraktıklarınız. Bir yanda dünkü hoşnutsuzluklarınızın devamı, diğer yanda gücünüzü paslandıran yarınki belirsizlikler.

"Çay?"

"İyi olur"

Garson uzaklaşırken fark edersiniz,etlerinizdeki kipleşme ellerinize doğru

yayılmıştır. Seyre dalarsınız etrafı.

Çalışanların beyaz giysilerindeki kirlerin fotoğrafını çeken gözlerinizin karşısına

seyrek düşmüş ağaçlarıyla anlam bulan tepeler geçer. Uğuldadığını bildiğiniz, o engebeli sakinlikte ötüş harmanlayan kuşlar dökülür zihin değirmeninize. Sol yanınız çırpınır. Boğazlanmış culuklar, kursağı deşilmiş ördekler, kartal cırnağından artakalmış serçeleri seçer ruhunuz kendi karmaşadan. Ağaç kovuklarında yuva kurmuşlar bir yana, dalların arasındaki boşluklara çalıçırpı yığarak mekân tutmuş kuşların çileli kuluçka dönemine ilişir bir yanınız. Bu değim sizi, doğrulup kalkamadığınız dar alanınızdan derin bir kuyuya salar. Gönlünüz somutlaşır dirseklerinizin dibinde. Yara bere içinde kaldığınız çağınızı seyredersiniz içinize kapanıp. Yaşanmamış bir hayatın izlerini takip etmeye çalışırsınız yokluk zemininde. Hafiflersiniz. Gömleğinizin duldaladığı cephelerden göğüs uçlarınızı ırgalar yel. Aldırış etmeye değmediğine inandırmak zor olur kendinizi. Rüzgar çocuğu değil mi, aptal ve başıboştur. Kovulmuş eşek arısı. Topal bir karga. Yoz bir ağızda debelenen türkü buğusu. Dünükü geçmeyecek sandıklarınıza takılır aklınız. Utanmak mı denir, pişmanlık mı denir, kadir bilmemekten kaynaklı huzursuzluk mu denir buna? Her ne denirse dene, sizdeki hal, kendi damıtığını bulma heyecanıyla eriyip gitmekten ibarettir.

"Buyur abi"

"Şekere gerek yok"

"Tamam"

Ali Dursun. Koynunda tutsak edilmiş bir keklik. Kavlaklı yüzünde  cırım cırım yırtılmış sevinç örtüsüyle konuşuyor;

"Tam su içiyordu, nasıl köklesem taşı, cirk edene düştü suya. Koştum, ağzına tükürdüm. Can veriyor sandım. Değilmiş. Su boğazında kalmış. Yarası da yok. Demek ki, korkmuş. Ama eke ha. Gözlerine bak, kıpkırmızı. Kınalı. Bayağı tavlu. Çok güzel. Ben bunu Almanya'ya salarım belki. Para istemem. Eşini de tutar mıyız ki? Kanatlarını yolup, tuzak kurarsak…"

Küt kalmış duygular basmış ortalığı. İnsan hâkimiyetinin tuzaklı gölgesinde yeryüzü. Kekliğin göğsünde doğallığını yitirmiş iniş-çıkışlar. Hangimizin yiyeceği artacak, giyeceğinden bir yamalık eksilecek, işlerimizdeki verim kaç kat artacak, ne kadar büyütecek kekliğin tutsaklığı? Bıldırcına benziyor. Bu değil miydi Hazreti Ali'nin saklandığı yeri düşmanlarına gösteren? Kanatlarının kuyruğa doğru uzayışında tanelenmiş fiğe benziyor siyah noktalar. Gagasının eteklerinde rızık yorgunluğunun işaretleri var. Soyulmuş kenarları. Pul pul. Bulut kurşunisi, dudak morunun bozuğu sinmiş kemiksiliğine. Bununla mı içmiş Hazreti Ali'nin yarasından sızan kanı? Yok canım sende. Yalandır. Peki niye "keklik kanı gibi" denir çaya? "Tavşan kanına" inat olsun diye mi?

"Bir daha getireyim mi abi?"

"Olur. Keklik kanı"

"Keklik kanı?"

"Neyse"

Son kez bakıyorsun Ali Dursun'un peşinden. Kekliğin çaresizliğinden anladığı yok. İki bacağını sağ elinin içinde, bir tutam çöp gibi sıkıştırmış, pır pır ettiriyor. Öyle heyecanlı ki, köyü dört dönüyor. İstese bütün kuşları vurabilir. Naylon kumaştan yapılmış pantolonundaki çamur kurularını unutmuş bile. Ensesine dolan güneşin siyaha çevirdiği boynunda ter damlacıkları buharlaşıyor. Ağzından fırlayan tükrük damlalarının sözcükler ile hısımlığı sıçrıyor köy aralıklarına. Hepiniz, bütün çocuklar kekliğin tutsak ediliş öyküsünü dinliyorsunuz. Aklınızda filime dönmüş hali ile yetinmek yok, devam. Suyun yüzünde dolanan, kekliğin özgürlüğünden koparılmış iki tüy güzelinin ıslanıp, keklik ile olan zoraki ayrılığına kadar. Dolu dolu ötüşlerin bırakıldığı kayalıklardaki sıcağa ne bundan? Kime ne, kekliklerin yavrusuna geç kalışlarından? Anaların tutsaklığı yavruların ölüm fermanıyla anılırmış önemli mi?

"Abi araba sizin mi?"

"Ne oldu?"

"Otobüs yanaşacak da"

"Tamam. Borcum?"

"Çıkarken vereceksiniz, iki çay deyin"

"Peki"

Ali Dursun'u yitirirsiniz. Dün gölü dalgalanmıştır. Kekliğin akıbeti göğsünüzde çakılı kalır. Kürek kemikleriniz oynadıkça, bir ucu dalınızın ortasında hıyır hıyır keser etinizi. Merhem kar etmez yaralarınızı kanatır. Arabaya varana kadar kanarsınız garsonun bulattığı göle. Kulaklarınızın dibinden geçen yelde keklik çığlıkları vınlar. Çocukluğunuzun büyüklüğünde ufalırsınız. Doğranırsınız unuttum dediğiniz bunca şeyin saklandığı yokluğa. Sızılarsınız. Duyan olmaz bu bağırtıyı. Ellerinizin uzanamadığı yerlerde çöle döner uğruna günlerinizi verdiğiniz gülüş bahçeleriniz. Keklikler iner su kusmaya. Deli deli salınır boşluğa terk ettiğiniz günler. Haykırasınız tutar. Hıçkırasınız tutar. Ananızı dilersiniz yaslanmaya. Dağlara gücünüzün yettiği anları çağırırsınız, gelmezler. Baldırlarınızdan toplukarınıza iner yüreğinizdeki sarsıntıların elektiriği. Toprak küsüktür. Toprak ihanetlidir. Toprak şansınızı yitirdiğinizi bilir. Yarım yarım yarılsa dersiniz, imkânsız. Ellerinizi sizden almasını istersiniz birilerinin, ne mümkün.

Koltuğa oturduğunuzda, ileri mi gitsem, geri mi gitsem dediğinizi duyarsınız. Bunu, sizi gören herkesin duymasını istersiniz. Ağaçlar, olan kuvvetinizi soğurmuş,ortada koymuşlardır sizi.

Ali Dursun'dan başlamak istersiniz ama, birden unutursunuz onun olduğu sinemaya hangi kapıdan girdiğinizi. Bulutlar değişmiştir. Ara sokaklar çatallamıştır. Sözcüklerin yangınında kalmıştır diliniz. Yağmur yağmıştır kuruluğunuza. Öksüzdür bütün dün. Bu son hiç aklınıza gelmemiştir yarıp giderken yarınları.Oysa bütün dağlar kendi gölgelerine devrilmişlerdir. Ali Dursun'un koynundaki keklik sıcağına değe değe usanmıştırsınız ettiklerinizden. Kendinizi efendi etmeye çalışırken, sizi yitirdiğiniz gerçeğiyle karşılaşırsınız. Saat yok, zaman şimdidir.

Dalarsınız.

Kuş yuvalarına yağar türküleriniz. Gelir bir kırlangıç, ışıkta bilenmiş bıçak ağzı gibi yarar akşamüstünü. Geceyi ötelemeye çalışır size tutunmuş duygular. Göğsünüzün içinde dolanan yele haber anlatmak zorlaşır. Arkanızda bıraktığınız yol kenarları kapsam alanı dışında kalır. Aklınızın havada kalanı mısır koçanı gibi değersizleşir. Keklikler savrulur soluğunuzda. Kış hükmeder size özel sıcağa. Yüzde yüz kaybeden olursunuz bütün pazarlıklarda. Herkese yetecek öfkeniz olmadığını anlarsınız. Yalnız ve güler kalırsınız. 

Bir ibibik eğilir yalnızlığınıza.

Durulmayan nehirlerin köpüğünü giymiştir.

Konar dalınızın ortasına.

Ekmek gibi.

533 Okunma


comment Yorum (0 Yollayan) 


Son Yazılanlar
GÜLÖNÜ
ALT PERDEDEN
SUSMA YERİ
TÜRKÜCE
EŞİKTEN ÖTE
BAL DAMLASI
BENCESİ
ŞİİRLİK
KİTAPLIK
İNCE ELEKTEN
KALBURÜSTÜ
SÖZ TÜNEĞİ
ESKİDEN
ORDAN BURDAN
USTALAR
ONLARDAN
YARENLİK
VIDEO
Öne Çıkanlar
Çok Yorumlanan
Yazarlarımız