Eğitim öğretim etkinlikleri yüksek beklentilere cevap vermek sorumluluğu olan etkinliklerdir. Süreklilik gerektirir. Dolayısı ile planlı, sabırlı ve dikkatli olmak esastır. Olumluya yönelik ısrar ile olumsuzu söğündürme (azaltarak yok etme) çabası her daim başarılı sonuçlar vermiştir. Bambu ağacının yetiştirilme serüveni buna iyi bir örnek olabilir. Çinlilerin yetiştirdiği bu ağacın önce tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yılda tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Üçüncü yılda da, dördüncü yılda da aynı zahmetlerle aynı işler yapılır ancak bu yıllarda da toprağın dışına filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler Ve sonunda beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede boyu yaklaşık 17 metreye ulaşır. Bu uzama altı haftada mı oldu sorusunun cevabı eğitim-öğretim için de açıklayıcıdır. Doğaldır ki insanın yetişmesi için harcanan emek ve her türlü maddi olanaklar kısa sürede sonuç vermez. İnsanoğlunun büyümesinin hızında bilgilenmesi, bilinçlenmesi ve sosyalleşmesi, tüm bunlara ek olarak meslek sahibi olması eğitimi ile doğrudan ilgilidir.
Öğrenci, kendisini eğitmekle ve öğretim etkinliklerinden kendisi lehine yararlandırmakla yükümlü kişi ve çabaları ilk anda anlamlı bulmayabilir. Bu durum kendisine rehberlik hizmetleri verilmesini zorunlu kılar ancak daha önemli bir şey var ki, o da öğrencinin süreci tanınması, sınav, sosyal etkinlikler, proje hazırlıkları, sözel ve yazılı sunumların gereği ve öneminin farkında olmasıdır. Bu farkındalığın yaratılmasında etkili olan tutum ve davranışlar anne ve babanın (ailenin) yaklaşımını içerir. Bu nedenledir ki okulun en önemli eğitim desteği aileden gelen olmuştur. Bir bakıma aynı amaca yönelik, eşgüdümlü olarak sürdürülen planlı etkinliklerin sonucundadır asıl anlamlı olan getiri.
Öğrencilerin en çok zorlandığı zamanlar sınavdan önceki 24 saat ve sınav anıdır. Her iki zaman dilimi de onların duygu, düşünce ve bilgisine hakim olmayı sağlayan dinginlikte olması gerekmektedir. Bunun içindir planlı ve amaca yönelik çalışmak. Aksi halde çok zaman da harcansa öğrencinin zihninde soruların cevabı olacak özlü bilginin zihinde yer bulması deneye-yanıla devam eden bir gidişten sonra ve geç olacaktır. Ya da amaca hizmet eden özlü bilgiye hiç sahip olunmayacaktır. En korkulanı da budur zaten.
Son yıllarda ilköğretimden ortaöğretime geçişte yararlanılacak Seviye Belirleme Sınavı da öğrenci ve velilerimizin eğitim-öğretim konusundaki hassasiyetlerinden yeteri kadar pay alması gereken sınavdır. Öğrencinin ilköğretim altıncı sınıfından sonraki derslerinde gösterdiği başarı (aldığı notlar ile) birlikte değerlendirilmeye alınan Seviye Belirlene Sınavı sonuçları onların merkezi sistem ile öğrenci alan okula gitmelerine yüksek ise sebep, düşük ise engel olmaktadır. Yapılması gerekenler, önlem niteliğinde bile olsa, yukarıda sözünü ettiğimiz bilinçli, bilgili ve etkili bir sürecin hazırlanması ile anlam bulacaktır. Burada önemli olan, buna öğrenci ve velinin inanmışlığı ve hazır bulunuşluğudur. Onu sağlayacak olan da, gerek velinin çabası, gerek öğrencinin güdülenmesi gerek ise okul ilgililerinin göstereceği amaca yönelik ciddi bilgilendirmelerdir. Bu bilgilendirme sürecinde neler ele alınmalıdır sorusunun cevabı, öğrencinin yetenekleri, istek ve becerileri ekseninde ailenin imkânları ve çevre imkânlarının kendilerine hangi nitelikleri kazanmakla açık olacağının hesaplanmasıyla olur. Bu hesabın yapılması öğrencileri hırpalayan, ailenin yüksek beklentilerini de makul düzeye çekecektir. Öğrenci, kim, nasıl,hangisi,nerede olduğunu bilmeli ki, nereye, niçin ve nasıl varacağı konusunda bir taslağa sahip olsun. Zaten verilmekte olan eğitimin kendi ihtiyacı olduğunu bilirse, her eğitim-öğretim ortamı ve imkanından azami derecede yararlanmasını bilecektir. İhtiyaçlar algıda seçiciliğe sebep olan önemli etkenlerden biridir. Aklıma, Prof.Dr. M.Şevket Uğurlu hocamın şu anısı geldi, diyor ki ; "… hipertansiyon ve koroner kalp hastalığı olan, gözleri görmeyen bir hastam vardı, kontrole geldiğinde, doktor bey verdiğinin şu ilaç benim hayatımı kurtarıyor diyerek isordil hapını göstermişti. Gözleri görmeyen bir hastanın bu ilacı nasıl diğerlerinden ayırt ettiğini merak ettim,farklı bir ilaç verdim eline,yoklayarak her seferinde kendi hapını ayırt etti. O ilaç O'nun hayatında o kadar önemli bir yer tutmuştu ki,ilacı elleriyle ezberlemişti adeta.." Eğitim-öğretim süreciyle birlikte sonunda varılması gereken yerin önemi ihtiyaçtan kaynaklanırsa işin ne kadar ciddiye alınacağı bellidir. Önemli olan ihtiyacı doğru belirlemek ve buna aile ve öğrenciyi duyarlı kılmak esastır.
Kaygı gereklidir. Zararlı olanı yüksek kaygıdır. Yüksek olanı, kendine güvensizliği beraberinde getirdiği için, başarma inancını da beraberinde götürüyor. Biraz da ailenin bilerek ya da bilmeyerek uyguladığı eğitim yaklaşımları işi daha da karmaşıklaştırıyor.Anne ve babanın, küçük yaşta başlayan yüksek beklentileri öğrencinin olası hatalarını düzeltmeye zaman bile tanımayacağı için, haylaz, tembel, sorumsuz,dağınık ve kaygılı kişiliğe sevk etmektedir. Başarı veya başarısızlıktan daha karmaşık bir sonuçla yüzyüze getirmektedir okulu ve aileyi. Sınav zamanları işte böyle ikilemlerin denge değiştirdiği psikolojik etkiler yaratan zamanlardır. Veliler veya öğretmenler kendi beklentileri ile çocuğun sınırları arasında denge kurabilmelidirler.
Seviye Belirleme Sınavı gibi sınavlar doğal olarak "müfredat" uyarınca hazırlanmış, geneli ölçen, asgari ilköğretim bilgilerinin, sezgisinin ve ifade düzeyinin belirlenmesine yöneliktir. Bunu böyle bilinir ise, çocuğun zamanını planlarken, ilgi, bilgi ve becerisini kendi başarısı için kullanabileceği alışkanlık ve tutumlar kazandırmak daha kolay olur. Sınavı "ölüm-kalım", "ya hep-ya hiç", "varlık-yokluk" gibi ortası olmayan sonuçlara varacak bir şans olarak değerlendirmek ne kadar yanlış ise, "ben gün görmedim, bu görsün bari", "benim canım sağ iken yesin içsin gezsin", "bizim paramız ona da yeter torunumuza da" diyenlerin boşvermişliği de eğitim-öğretim açısından yanlıştır. Öğrenciler, kendisi hakkında dışsal bilgilendirmelere maruz kalır iken asıl öğrenmeleri model olarak seyrettiklerinden öğrendiklerini kaydederler. Çocuklara saygı göstermek bunun farkında olarak davranmaktır. Eğitim-öğretim ve onun olmazsa olmazı sınavlar, öğrencinin yarını ve mesleği için gerekli görülüyorsa azami özen de gösterilmelidir. Bazen çocukları kendi sınavlarına anne veya babasının verdiği önem kadar önem veriyorlar. Ancak sınavın sonucundaki durum bunun farkına vardırıyor. Geç kalmamak gereği ortadadır.
Eğer öğretmenler özel olarak ilgilenemiyor iseler, veliler genel bilgilendirmeden yola çıkarak çocukları için umut edilen başarıya koşabilmesi için özel yönlendirmeler yapabilmelidirler. Bu konudaki her türlü mazeret baştan inandırıcılığını yitirir. Çünkü gerek okullarda, gerek ise yazılı ve görsel imkanlarda her türlü gereksinime uygun yönlendirme araçları vardır. Hatta günümüzde, danışmanlık kurum ve kuruluşlarından yararlanmak bile sıradan oldu. Sorumluluğu, sınav ücretini yatırmak, cebe gereğinden fazla harçlık koymak, onu ders çalışması için saatlerce yalnız bırakmak (başarıya etkisi güdüleme ve yanında olma kadar etkili olmayan yöntemlerin yanında hiç olan ) gibi davranış ve görev biçiminde algılamaktan erkenden vazgeçilmelidir. Bütün mesele yanında olarak, sosyal ortamlardan yalıtmadan, kendisinin ve gizilgücünün farkındalığına sebep olmaktır. Bu farkındalığa sebep olurken, işini kendisinin yapması gerektiğini, sorumluluğu ve görevi kendi gücü ve isteği nispetinde yüklenmesi gereği gözden kaçmamalıdır. Bunun içindir ki okulun ve eğitim-öğretimin tüm etkinliklerinin tadıyla olgunlaşmış bilgi, tavır, davranış ve beceriye ulaşması saptanmalıdır. Bu biraz da iyi niyetle, koruma amaçlı yapılmış işlerin düşünülmeden yapılanlarının olumsuz sonuçlananlarına meydan vermemeyi öğütlemek oluyor. Yardım olsun diye kelebeği kozasından çıkaran adamın üzüntüsünü (Yardımsever bir kişi dağda gezerken, kozasınını lifleri arasından sıyrılıp çıkmaya çalışan bir kelebek görmür, ani bir kararla kelebeğin imdadına koşar,dikkatlice kozanın liflerini sıyırır,kozayı aralamış ve kelebeğin fazla çabalamadan çıkmasını sağlar. Ancak kelebek, kozadan kolaylıkla çıktıysa da, çırpınır çırpınır uçamaz. Yardımsever adamın bilemediği ya da fark edemediği gerçek, kanatların ancak kozadan çıkma çabalarıyla güçlenip uçuşa hazır hale geldiğiydi. Yardımsever adam işte buna engel olmuştu. Sonradan buna çok üzülür. Ama iş işten geçmiştir.) yaşamamak için, çocuğun yapabileceklerini de onun yapmasının hüznüne katlanmak gerek.
Sınavlar öğrencilerin müfredat dahilinde kazandırılması gereken bilgileri ölçtüğü gibi, düşünebilme hızını, bir bilgiden etkilenerek bellekte var olan diğer bilgileri akıla getirme (transfer) yetisini, zamanı etkili kullanma becerisini, sezgi gücünü, genel kültür ve yaşam bilgilerini ölçmeyi de sağlar. Sınavların nicelik ölçümlerinin ardalanında hep bu tür değerleri somutlaştırma çabası vardır. İşte bu değerleri, yani zamanı iyi kullanma, bilgileri düzenli depolama, yaşamı okuma,bir bilgi ile soydaş veya zıt bilgileri ayırtedebilme, sezgi ile ilgili olanların istendik düzeye getirilmesi için de çok ve planlı çaba gerekmektedir. İlköğretimin amaçlarının tümü göz önünde tutulup, bunların doğrultusunda insan yetiştirmek düşüncesi sınavların zarureti nedeniyle gözden kaçırılmamalıdır. Yine bu konuda öğrenci ve veliye rehberlik yapılmalı, kaynaklar sağlanmalı, okul aile işbirliğinden faydalanarak eşgüdümlü çalışılmalıdır. Bu çalışmanın yararını gözleyebilme şansı, var olan anne-baba ve eğitici tutumlarından yanlış olanların ayıklanmasıyla doğrudan ilintilidir. Çok genel olarak, "katiyen olmazcı"(katı kuralcılar) ve "baştansavıcı" (usanmışlar) tutum ve davranışı olan aileler ile eğitimin asgari müştereklerinde ortak karara varılmalı ve bu kararlar okulun veya öğrencinin başarısına sevkedilmelidir.
Öğrencinin yaş özellikleriyle birlikte kişisel özelliklerinin de sınavlara hazırlık ve okul ortamında etkili olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Öğrencinin eğitim hizmetinden yararlanırken yüzyüze geldiği her kişinin bu gerçeği bilmesi gerekir. Doğal olarak her öğrencinin öğrenme sitilleri de farklıdır. Anlatım teknikleri sınıflar özelinde, çevre ve okul özelinde öyle bir ayarlanmalı ki, emek ve maddi imkanlardan azami derecede faydalanılmış olunsun. İşte, bunun gerçekleşebilmesi içindir, öğrencinin yaş özellikleri ve kişilik özelliklerinin tahmini veya tanınması. Zaten okul yaşantısında kendisinin özel olduğunu hissetmeyen öğrencide güdülenme düzeyi hep düşük olur. Bütün eğitimcilerin bunu bildiğine inanıyorum, ancak ailelerimizin de bunu bildiğinden emin olmalıyız. Var ise bu konuda yapılabilecek hizmet yine ilgili kişi ve uygun yöntem ile çocuğun başarısına olumlu katkısı olabilecek biçimde yapılmalıdır. Çok üstüne gelindiğini düşünen çocuk da içsel olarak sorunlar yaşar, bu da ilgi ve güdülenmesini azaltır.
Sınav önemlidir. Sınavın hazırlığı sınavı zor ya da kolay kılar.
Ev ortamı, moral, gürültüye maruz kalmadan kaynaklı yılgınlık, baskıdan kaynaklı durumlar, bilgisizlik ve ilgisizlikten kaynaklı yormalar, evham ve sabırsızlıktan kaynaklı acemilikler, tembellikten kaynaklı sorunlar, özel bir yoksunluktan kaynaklı geri kalma vb. her ne sebeple olursa olsun, bir öğrenci başarısız oluyor ise sınav sorularının hiçbir kabahati yoktur. Sadece o soruları anlayabilecek dikkat ve hız ile birlikte onlara cevap teşkil eden bilgilere sahip olup olmamaktır asıl değerlendirilmesi gereken.
Bir daha derim ki; eğitim, çalışmak adlı türkü eşliğinde sabır ve sürekliliğin planıyla imkanlar ve yarın ile ilişki kurabilenleri başarıya götürür.