İkide bir bakıyorum www.mamak.meb.gov.tr adlı siteye. Mensubu bulunduğum mesleğin icabından öte, bulunduğum çevrede neler oluyor merakının gereğinden olmalı, ben bunu hep yapıyorum. Mevzuat konusundaki bilinçsel gediklerimi dostlarım bilir. Bu konudaki eksiğimi, daha çok tümden bakarak zararsız eylerim. Genel yaşam ortamlarında olası kaygılarımı zararsız eylemeye çalışırken de aynı alışkanlığımdan istifade ederim. Mesela bir yerde kaybolmuşsam, burası benim memleketim der, kaygı ve telaşı yarı yarıya azaltırım. Niyesi yok. Eskiden beri böyleyim; yazılı sınavlarında hangi sorunun çıkacağından çok, ben konuların hepsini bilirsem sorun olmaz der, ona göre hazırlık yapardım. Her ne ise, www.mamak.mebgov.tr adresinde gördüklerimin izlerini aktaracaktım yine.
Mamak'ta neler olduğunu, en genel biçimde, bir, belediye işlerinden, iki, eğitim öğretim işlerinden, üç, kaymakamlık eliyle yürütülen işlerden anlarsınız. Bunların eşgüdümünden doğan ek bir enerji, başta mülki amir, kaymakamlık olmak üzere her üçüne de fazladan bir moral ve gözle görülenden daha etkili güç verir. Bu bir şanstır aslında. Ben buna "etkili eşgüdüm gücü" diyorum. Artı bir değer olarak kayda girer. Etkileyicidir, moral değerlerin onarımını yaptığı gibi, fiziksel değerlerin de, altın oran katılımına olanak verip israfın yolunu tıkar. Yani güzel bir sonuçtur.
Mamak'tayım yıllardır. Sevmek, aşktan farklıdır, tanımak gerektirir; algılayabildiğim kadar tanıdım buraları. Yer aldığı kafese sığmayan, koskaca bir kalp düşünün, üzerine dağlar ve gecekondularla Mamak yazıldığını farzedin, damarlarından birini Türkiyemizin Yozgat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kars istikametinde, sağına soluna can götüren yollardan, diğer damarlarından birini Eskişehir, Afyon, Muğla, İzmir istikametinde her bir yere can taşıyan yollardan sayın,yarasını beresini de hesaba katmayın; göreceksiniz ne kadar bize benziyor Mamak.Hani şu "kaşı destan, gözü destan" diye, şiirlerde nitelenen bizler var ya, ha işte onlara. Mamak'ta koşulların bir sıfır önde olduğunu daha önce söylemiştim. Koşullara gol atmak için de, ileriye, kapital renkli ilişkiler ağında debelenen, dayanışma ve kardeşlik dediğimiz güzelleri koymak lazım gelir, gol yememek için de yukarıda sözünü ettiğim "etkili eşgüdümün artı gücünü " Mamak'ın kalesine geçirmek gerek. Böylece, Türkiyemizin kalbinin doğu kulakçığında, yaşama keyfi bayrak bayrak gülüşlerimizde dalgalanmış olur. Marifet iltifata tabidir, sözü buraya uyar mı bilmem ama, yine de "marifet iltifata tabidir".
Burayı da geçiyorum.
Mamak Türküsünü bilmeyenimiz azdır; hani şu;
"Geldiğimizde, otlar yemyeşildi
Ve kuzeydeydi güneş.
Kömür deposu boşaldı işte,
Mamak'a sonbahar geldi.
Güneş altında tutsaklar,
Geçen sonbahara bakıyorlar,
Şirin mi şirin, gecekondu evleri,
Samsun asfaltında otomobiller,
Ne güzeldir yollarda olmak şimdi." dizeleriyle mayalanmış ezgiden söz ediyorum. Ankara'ya geldiğimden beri, Mamak, hep bu türkünün tadıyla zihnimde dolaşır. Ne türküye kıyabilirim ne de Mamak'ın sadece bu çağrışımla ele alınmasına katlanabilirim. Düşünür dururum. Neredeyse haftanın beş günü, Cebeci Dikimevi'nden itibaren, Saime Kadın postanesinin yukarısından ağrı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne bağlı Hastanelerin eteklerinden geçip, Şehitlik Parkı önünden, solumda tiren yoluyla, Abidin Paşa ve Tuzlu Çayırın yan komşusu, Kartaltepe Mahallesi'nin kayalık ayaklarına basarak, buradan girip, Atatürk Orman Çiftliği'nin alt yanından çıkan ırmağı, beton yatağında azcık seyrederek, Mamak Köprüsü'nün altından sağa döner, Hükümet Konağı (bu ad tamlaması çok hoşuma gider), Belediye binası ve Yunus Emre Ticaret Meslek Lisesi'ni de geçtikten sonra Samsun (Sivas da olur imiş hani, hep oradan gideriz biz Sivas'a) yolu dediğimiz yolu Ankara'ya bağlayan köprünün altından savuşur giderim Hüseyin Gazi tepelerinin poyraz tığlayan yamaçlarına. İşlerden fırsat bulduğumda, çocukların müsaade ettiği kadar, şahin titizliğinde seyrederim, ufkun göğsüne zorlayan ayyıldızlı onur belgesini. Dalga yönlendiricilerin yüksekliğinin çehresinde, rüzgar öğütleyen güven körüğü gibi nazlanır farkında olanlara. Duruşunu tarif etsem de, içimde yarattığı heyecanı tarife gücüm yetmediğini şükür biliyorum. Bedrettin Cömert Caddesi'nin, ağlamaklı tombiş, yüzlü bir yavrunun dudağı gibi kıvrılıp aktığı, Araplar Mahallesi'nin kehine düşen görkemli binalar da dâhil, birbirine benzeyen, hüzün katarı misali his yaratan evlerden nasiplenir gönlüm. Korkusuzca, olduğu gibi görünenliğinden her gün kendimi sınayarak ayrılırım. Barbaros Hayrettin Paşa İlköğretim Okulu'nun, ışık sağanağı yaratan sihirli lamba gibi kondurulduğu tepenin ayazının yarattığı çetinlikten, yine geçit vermez boğazların gerdanlığı misali kıvrılıp uzayan karşıki yollar da nasibini alır. Ben ise, nemli avuçlarımda taşıdığım, gör ki hangi masadan elime sığınmış kalemimle, "ukala bir entelektüel" havasında çocukların seslerine işaret korum. Ne olacaksa. Sanki kısacık ve dişlerinin arasında gezen kalemlerini uzatacağım, sanki deliğinden yırtılmış ayakkabı bağlarına yer bulacağım, ya da ne bileyim çizik gözlüklerini güzelleştireceğim. Yok, yok, eve bir sürü gece meşgalesi taşımaktan öteye varacak bir eylem değil benimkisi. Olsun diyorum çok defa, benim haberim var ya hepsinden.
Onlardan çok Mamak'ta. Gözleri güzel, elleri güzel, huyları güzel hepsinin. Kaç harf öğretirseniz öğretin, onların cümle cümle, sinema sinema, sokak sokak, dizi dizi, film film öğrendiklerine güç yetmiyor. İçlerinden spor yapanları var, şiir yazanları var, türkü söyleyenleri var, saz çalanları var, tiyatroda başarılı olanları var, annesizleri var, babasızları var, yoksulları var, engellileri var, umutluları var, umutsuzları var, amaçlıları var, amaçsızları var, kitap okumayı sevenleri var, nefret edenleri var, var da var. Dünyada olduğu gibi.
Onların öğretmenlerine Allah kolaylık vere. Öğretmen olabilmek için de ekmeğe erişimi hızlandıracak onuru zedelemeyen kestirme yolara işaret edebilmek gerekiyor. Onları tanımak başat önemdedir. Ekmeğe ayarlı koşturmaca Mamak gibi yerlerde daha değiştirici.
Samsun asfaltına soldan hafif paralel, Üreğil'e kadar düz giden yolun üzerinde beş okul var. Sol yanda tren yolu nedeniyle fazla göze çarpan bir şey yok. Mamak'lılar ekmeğe gurbete çıkar gibi gidiyorlar. Mamak Çarşı yoğun olması bir yana, çalışkan insanların ekmek seline katıldığı bir merkez. Kaymakamlık ve belediye başkanlığının koynunda canlılığını korumaya çalışan çarşıda üç de banka var. Birbirine yardım etmeye çekinme konusunda hayli artan endişeye yaşlılara hürmette kusurlar olduğuna da şahit olmanın hüzünlere saldığı bir şaire en çok değen de bankalara olan borçların ak bileklerde anahtarı yitmiş kelepçe gibi duruyor olmasıdır. Asgari onbeş dakikaya varan sıra beklemelerde en çok rastladığım, yaşlıların gençler tarafından oturtulduğu oturaklarda gülmeyi unutmuş gözlerin sıra sayılarını gösteren düdüklü ekranlara bakarkenki umutsuzluklarının insanı dehşete salan çaresizliler karmaşasıdır. Altmışbeş yaşından kesinlikle fazla olan yaşlarının getirdiği doğal rahatsızlıkları bırakmış ana ve babalar, yirmibeş-kırk yaşlarında çocuklarının kredi kartı borçlarını ödemek için devletin kendilerine verdiği yaşlılık maaşlarına binaen kredi çekmek (ne olduğunu bilmeseler de) zorunluluğunun hançerine dayamışlar tekleyen yüreklerini. Ölümüyle çocuklarının biraz daha yaşamalarını sağlamaya çalışıyorlar. Kefen ve mezar paralarını da taktıkları yok. Göz kapaklarını diplerinde sahipsiz kuyularda çınlayan su ışıltısını andıran can işaretleri puslanmış, dişlerinin yokluğunu fırsat bilen dudaklarının çeneye üşüşmesinden kaynaklı zavallılıkları serseri silahından dağılan kurşun misali batıyor seyredenlere. Kimsenin de onların bu haline bakacak kadar zamanları yok. Telaş atı üzerinde sokağa karışmanın öfkesiyle çatık kaşlarının hizmetindeler. Tillesine bile yaslanacak takati kalmamış anne ve babaların kolunda evi dağılmış, sevinci bitmiş gençleri görmek söze gelmez burkulmalara sebep olsa da, çocukların yüzünde emanet duran sevinçlere umut katma telaşıyla insanın kendi yüreğine sahip çıkası geliyor. Ekmek parası diye tenlerine yakın tutup, terden hamur gibi olmuş kağıt paraların halini ve akıbetini bankamatik kartlarında kalan yirmi otuz lirayı sakladıkları el kadar cüzdanlarının buruşukluğundan anlamak mümkün. Onların ölmemesi ve iradelerini banka görevlileri karşısında beyan edebilmelerine imkan veren feri sağlamak için yaşlı çocukların harcadıkları çabanın korkunçluğu alçalmaların boyutunu da gösteriyor. Ayak bileklerinde yırtık tül çorap parçaları olan analar ile kol bileklerinde çiprimişliğine parçalanmışlığı eşlik eden ekoseli, uzun yakalı gömlekleri ile canından gönlü geçmiş babaların pişmanlıklarının buğusu siniyor çarşının gürültüsüne. Nedir bilinmez, bir adı olmalı bunun.
Mamak'ın sol tarafına düşen yerleşim alanlarında da durum aynı. Pırıltısını yitirmeyen çocuklukların eteklerinde yol bulan yoksulluklara tırpan misali inmeye hazırlanan umutların bekçileri var. Abidin Paşa tepesinin sağ taraflarında öbeklenmiş gibi algıladığım eğitim öğretim kurumları ışık çoğaltmaya direniyor gibi. Tuzluçayır Lisesi'nin bulunduğu kavşağın sağından yukarı doğru giden yol boyunca bir ayrı lezzettedir Mamak'ın havası. Aynı kavşağı sağa dönüp Akdere boylarına inen caddede bir başkadır Mamak. Her iki başkalığın da ortak nitelikleri olduğu gözünden kaçmıyor insanın. Buraların Elmadağ'a varana kadar olan coğrafyasında alt edilmesi gereken eğitim, altyapı, işsizlik sorunlarını demeye lüzum yok ancak, ellerinden tutulup okula getirilen çocukların analarının yüzlerine bakarken onlara acıyor olması kahrediyor adamı. Batuhan İlköğretim Okulu'nun önünden geçenlerin şahit olduğu manzarayı keşke anlatabilsem. Annesinin sıcağına sıcak katmaya çalışan minik yavruların trafikten kaynaklı tehlikelere karşı annelerini korumak isteyişlerine bağlı reflekslere yürek dayanmıyor. Onları kaybetmekten korkmayı bilirim ama endişenin, duyguların seyrinden değil de koşulların ağırlığından ve keşmekeşinden kaynaklandığını çocukların bilmesinden duyduğum utancın adı da yok. Vızır vızır işleyen, içtenlikten ve nezaketten yoksun bir trafik. Altta kalanın canı çıksınlı bir akış. Hurin Yavuzalp İlköğretim Okulu'na kadar çıkamasa da Akdere'nıin boğazına kadar yükselmiş boranlı hüzün bulutu belki de bir türküde dağılacak. O türkü'nün ilk dizesinin umut olduğu belli. Umarın ezgisi dayanışma, nakaratı da çalışmak olur.
Ege Mahallesi bir başka Mamak. İlk gençlik yıllarımın bir kaçı oralarda geçti. Kuş beslerdim. Yüreğinden ve geleceğinden habersiz içenlere çok rastladım. Çehresini sevdiğim, yiğitlerde bulunur dediğim üslubun has gönüllerde yayladığı bir yerdi bura. Yine öyle tabi. Tek Mezar Durağı'ndan öteye köyden gelip tutunmaya çalışanlar geçerdi seksenli yıllarda. Hemşehirlilerim boldu. Son günlerde benim de yabancısı olduğun bir soğukluğun can bulmaya çalıştığına inanır oldum. Kömür deposu denilen yerden sonra uzanan boşlukta kendimi gurbette hissetmemek için çok çaba harcıyorum. Elmadağ poyrazı eşliğinde yiyip içmeye gidenlerin bile farkında olmadığı usul bir gurbet gerneşiyor otobüs duraklarının seyreldiği buralarda. Uzadıkça nere gittiği konusunda çelpeşik cevaplar verdiğimiz yolların varıp çıkmazlara dayandığını görmenin acayipliği bir yana, çöplüğün fedailerini bu kadar çalışkan kılan ince ayrıntıların fotoğrafını tarihe kim saklar ki? Yedikleri önünde yemedikleri arkasında duran kabadayı köpeklerin bir deri bir kemik kaldığı Mamak sırtlarının taşını gedilten (gedikleşriren) sürgite vurulacak gerdanlık konusunda ısrarım sürecek. Ben diyorum ki, gerdanlık ne altın, ne gümüş ne de çelik olsun. Türkü yumuşaklığında, yeller ile durulanan gönül renginde bir maya ile kardeşliği içersin. Siz buna yoksulluğun ve vurdumduymazlığın kökünün kazındığı uykusuzluk deyin. Güneşli, karlı, boranlı tertemizlik olacağı kesin olan bir inanmışlık deyin.
www.mamak.meb.gov.tr adlı siteye göz gezdirdiğimde aklıma gelenleri yazayım dedim, iş buraya geldi. "Mamak'ın gururu Şafaktepe" adlı bir haber var sitede. Şafaktepe İlköğretim Okulu öğrencilerinin başarısından söz ediyor. İşe oradan başlayacaktım, olmadı. Siz oradan başlayın.
Doğduğum, büyüdüğüm ve birazımın kaldığı mezar yerim, düş odam Sivas'a giden yolların uçsuz bucaksızlığına dökülen Mamak tepelerinin dilini çözmek zor tabi. Buradan, gurbetine öfkelendiğim Sivas'a, Yıldızeli'ne yollar gittikçe ve ben her gün altı saat buranın ekmeğini suyunu içtiğim sürece Mamak yüreğimdeki çalkalanmadan payını alacak.
Bayındır Barajı'nın duluğunun dibinde sağanağa dönen gecekondular ile ilgili söyleyecek söz bulamıyorum. Samsun asfaltı kıvrılıp akarken bu kadar gecekondulu, umutlu, çalışkanlı ve öğrencili dağların ne kadarını Yozgat'a, Sivas'a, Samsun'a, Kırşehir'e ve Çorum'a götürebiliyor ki?
Bir şair, bu bırakıp kaçışa nasıl bir şey dese yeridir?
Salih hocam ne güzel söylüyor; öğretmeni yaradan olan tek okul vicdandır.
Mamak'ta koşullar halen vicdan ile oynuyor.