Header
Ana Sayfa | Giriş Sayfası | Sık Kullanılanlara Ekle
  Site İçerisinde Arama     » Dataylı Arama
BÖLÜMLER
ARŞİV
Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pz
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930
Sendikasyon
MAİL LİST
OYLAMA: Sevdiklerimizden
MÜZİK İLE
ŞİİR İLE
KİTAP İLE
SİNEMA İLE
HEPSİ İLE



Sildikçe Kirlenen Beyaz Bemeve

May 22,2008 Yazar: Abbas TURAN

Dostlar birbirinin sohbet tarzını genelde bilirler. Zaman zaman, kişilere göre bir araya gelindiği olur. Bunda yanlış anlaşılacak ne var? Bir şey yok tabi. Bu tür ortamların havası hiçbir tasarım ile ortaya konacak cinsten değildir. Herbiri, bir defaya mahsus özgünlültedir. Çünkü güven, içtenlik ve tereddütsüzlük damgasını vurur sürece. Bir bakarsınız kendinizin ve dostlarınızın yüzleri gülüş işgaline uğrar. Ya da, umulmadık derecede duygusal çözülmelerin akarında, mazinin de rüzgârı ile hüzne kucaklanırsınız. Dalgalanır, durulur, seyrelir sıklaşırsınız. Ama hiçbir haliniz size yabancı değildir. Dostlarınızın hallerine tanışıklığınız gibi. Başkalarının yerine kendini koyma, sözel esirgemeler konusunda özeleştiri, aklınızı veya gönlünüzü damar seğirmesi tadında yoklayan insanca alçalıp yükselmeler ,böyle ortamlarda daha güvenilir yönü ile dökülür vicdan oluğuna. Rengi yoktur yürek dili ile konuşulup, gönül kalemi ile yazılan duygular düzleminin. Onların ölçüsünce değerlenir sendeki soylu hissedişler. Adları her ne ise.

Rahmetlik amcam, Yusuf Ayyıldız (Güloğlan), Almanya'nın da kahrından nasibini almış, çocukluğundan bu yana telaşın ve özlemin başkent yaptığı yüreğe sahipti. Yakından ifade edemesem de, yüzündeki gölgeli kızgınlıkta merhametinin dile gelmez çağlayışını sezerdim hep. Doğrusu, gurbetin çetinliğinden, hal anlamaz uzaklıkların kendisini yıprattığından söz ederken, tadına doyum olmaz sözcükler ve deyimler kullanırdı. Tabi deneyim hası, özlü belirleme ve kanıları da, o söz-sözcük düğünleri kadar güzeldi. O'nun yaşında olup, sözünü sohbetini sevmediğim adam yok desem beni kınarlar. Ama doğrusu bu. Seviyorum. Neyse, Güloğlan amcamdan fırsat buldukça Almanya yolculukları sırasında başına gelenleri, gençlik yıllarından kalan nefis anıları dinlemenin keyfine diyecek olmazdı. Sohbet uzadığı zamanlar, dost meclislerindeki su gibi akış tadına varılırdı. İşte onlardan birinde, bir dost grubunun hasbihalinde sözü Güloğlan amcam aldı. Yaşı gereği istediği zaman söze katılma ve yönlendirme hakkına sahipti zaten. Başladı gurbet dönüşlerinden birini, o özlediğimiz, sözcükleri acele ve pekiştirerek hizaya sokup;

"… Emmi, Allah seni inandırsın, Yoguslavya'dan geçtik. Geçtik emme ne geçtik, onu bir Allah bilir bir de biz. Efendime söyleyim, yorgunluk bir yandan, uykusuzluk bir yandan, bir de soyha galasıca vatan özlemi. Girdik sınırdan içeriye. Girdik ama ne girek, o yollardaki ahali, yorgunluklarını unutmuş, arabalarını parlatmak, cilalatmak, süslemek telaşındalar.Bizde usul usul yanaştık bir benzinliğe. Uşaklar benzin alsın ki çıkıp gidelim. Köye haber iletmişik, geleceğiz demişik. Allah etmesin, gözleri yollarda kalmıştır. Biz onlardan daha beteriz. Burnumuzda tütüyor köyün sokakları bile. Bırak adamlarını, dağları taşları bile yaramıza derman olacak gibi. Lafı şuraya getireceğim; benzinlikte,altına bezaz kota benzer bir pantolon takmış, biraz da göbekli, saçlarını da kelinin üstüne taramış, gözlerinde uyku akmasına aldırış etmeden, habire arabasını silen bir adam, yanında karısı da var. Etrafında da altı yedi kişi toplanmış. Onlar habire soru soruyor, bu bizim almancı cevaplıyor. Anlatmak değil de, basıyor havayı. Ara sıra da, beyaz bemevesinin farlarına kadar eğiliyor, sağından bakıyorsa sol gözünü kısarak, soluna geçince de sağ gözünü kısarak, toz olan yerleri, hanıma söylüyor. Hanımı da, elindeki deri gibi olan bezler ile usulca siliyor. Ara sıra da uyarıyor kadını. Dikkatli ve yavaşça, çizmeden silmesi için. Yani anlayacağın,dersin oraların kralı. Aklı yetmez çocuklar yanaşıp arabayı ne kadara aldığını sorduğunda, böyle şeyler söylenmez. Ağır paha ama, yine de ayıptır diyerek geçiştiriyor. Geçiştiriyor ama, oradan bir büyüğün de sorup, öğrenmeye çalışmasını da umuyor gibi, çevresine bakınıyor. Ama, her daim, arabanın etrafında fır dönüyor. O kadar adam da, beyaz bemevenin kar gibi rengine aval aval bakıyor. Hayretlerini söyleyenler ile, Allah sahibine bağışlasın, kazasız belasız binmeler nasip eylesin diyenlerin ağzının suyu akıyor. Kaç basıyor abi, kaç saatte aldın ordan burayı abi, bunun kasa sacı da mı çelik abi, sünger gibi çeker desene benzini abi, sollamada üstüne araba yok desene abi, yollarda arabaya tav olan oldu mu abi falan diyorlar ama adam öyle cevaplar veriyor ki aklın durur. Tabi daha fazla dayanamadım, vardım herifin yanına. Merhaba gardaşım dedim, söyle bir dödü,ahvalladı. Bizim hanım, boşver geç kalmayalım gibi bir şeyler fısıldadı ama, zaten benim kafamın tası iyice attı. Sen Almanya'da nerede çalışıyorsun dedim. Mersedes firmasında dedi. Ne iş yaptığını sordum. Bantta işçiymiş. Ben hemen anladım tabi. Niye sordunuz, siz de mi Almanya'da işçisiniz yoksa derdemez, he ya, hemi de senin çalıştığın yerleri bilirim, hayırlı olsun araban dedikten sonra, adamın rengi değişti. Karısına döndü, hanım haydi gidelim dedi. Biz bunları konuşurken beş altı genç daha yanaştı yanımıza, hoyrat görmüş gibi, gözleri sonuna kadar açılmış, adam duysa da duymasa da sorular soruyorlar. Benim de ne kadar zoruma gitmiş ki, karısı bezi sıkmak için uzaklaştığında, yahu gardaşım sen niye demiyorsun ki, ben bu arabayı banka kredisi ile aldım. Dönüşte alıcısını bulursam, fazla eskitmeden satacağım. Yahu gurban olduğum gardaşım, niye demiyorsun ki, almanlar benim cılhımı çıkarıyor, ayaklarıma kara su iniyor o parça bandının başında, niye demiyorsun ki,yerime birisi gelmezse altıma sıçıyorum, altıma südüklüyorum. Adam hakiketen de anurluymuş. Çekti gitti. O çekip gidince gençler de dağıldı. Adam konuştuklarına pişman oldu ya, ben de üzüldüm. İşte Almanya'daki bizlerin halı bu emmi, kazandık ama  nelerimiz gitti bir bilsen…." deyiverdi yine aceleyle. Gözlerinden, ellerin yurdunda, omuzlarında iş yükü, aklında sıla özleminin gittikçe ağırlaşan yükünü taşıdığına dair buğulanmalar seziyordum. "… Aha bak işte,eskiden yaşlılar , yatağa yatınca uyuyamıyoruz derlerdi, hayret eder gülerdim içimden,nasıl olur da insan başını yastığa koyunca uyuyamaz derdim kendi kendime. Şimdi bakıyorum da, uyku tünek kalmamış, gözü uyku tutmayanlardan daha beter haldeyim. Belim ağrıyor bir yandan, vesvese bırakmıyor bir yandan, uşakların havgası bir yandan, gel de uyu haydi. Hayvah ki zaman geçti,ara ki bulasın o gençliği."

Kaşlarındaki sıklık, gözlerindeki dalgalı oynaşma,ellerindeki damarlar şahidiydi gurbetin çaldıklarının. Kendine has mizahi yaklaşımı, dudaklarının kenarlarında bıraktığı gülümseyiş, yarınkiler açısından fevkalade önem arz eden bir romanın özeti gibiydi. Bana, ilk gençlik yıllarımdan birinde aklımda kalan, unutamadığım bir görüntüyü genişletiyordu. Mezarlığın alt tarafında, musalla taşını az geçtikten sonra, yine kooperatif binasının üst tarafında, oğlu Hamza'nın arkadaşının beyaz bemevesine binerken, Sultan emenin "gidiyon mu gardaş" biçiminde sorulmuş sorusuna, "he bacı" dedikten sonra, gözlerinde domurmuş damlaları kimseye sezdirmeden, sağ elinin tersi ile silen, kendisine sarılanlara kolu kanadı kalkmayan, şu halinden yirmi yıl daha genç bir bedenle Güloğlan emmim ve dilinde, "hay ben bu gurbeti icat edenin" ile başlayıp, bir daha bitmeyen sızının sessizlikte oğul verişi. Bir dahası mümkün olmayan bir görüntü.

Beyaz bemeve gördükçe aklıma gelenlere bakınız;

Mezar taşlarında, saç sarmalı gibi dağılarak, yoğunluğunu yitiren sıcak meyilli yeller.

Ağlayan adamların, ağızlarında çınlayan küfürlerden kaçmak için düştükleri dost düzlemi.

Kökü köylerde kalmış şehirlilikler.

Umuda değe değe anlamını çürüten düşler.

Harmanlardan niye kaldırıldığını bilmediğim çocuk oyunları.

Büyüklere öykünerek yitirdiğim çocukluğum.

Renkleri uykularımıza musallat olan, gazlı boya kalemleri.

Tadına doyma şansını yitirdiğime ölene kadar inanmayacağım doğum yerim.

Sevdiklerimizi götüren her aracın peşine sevinç çığlıklarıyla takılan serçeler.

Gidenlerin ardından bakakalanlardaki yere göğe sığmayan eksilme duygusu.

                 Güloğlan Emmim'e özlem ve saygıyla.

2061 Okunma


comment Yorum (0 Yollayan) 


Son Yazılanlar
GÜLÖNÜ
ALT PERDEDEN
SUSMA YERİ
TÜRKÜCE
EŞİKTEN ÖTE
BAL DAMLASI
BENCESİ
ŞİİRLİK
KİTAPLIK
İNCE ELEKTEN
KALBURÜSTÜ
SÖZ TÜNEĞİ
ESKİDEN
ORDAN BURDAN
USTALAR
ONLARDAN
YARENLİK
VIDEO
Öne Çıkanlar
Çok Yorumlanan
Yazarlarımız