Gurbet'e hasrettir diye karşılık vermek geçiyor içimden .Gurbeti hasretle tanımlamak ne kadar açıklayıcı olabilir?.Bir bilinmeyeni bir diğeriyle açıklamak tatminkar olmayacağından hasret'in ne olduğu sorusu akla gelebilir. O zaman hasretin tanımını yaparak Gurbet'e tekrar dönmek uygun olur. Bizde öyle yapalım ama önce bir giriş, bir ısınma hareketi, güreşte perdah, saz da yol gösterme ile karşılık bulabilecek bir girişle başlayalım hasret tanımına.
İnsan hafızası ve Hayalleriyle insandır. Hafızasını kaybetmiş birisi hayatı boyunca elde etmiş olduğu tecrübelerini kaybetmiş birisidir. Yemesini, içmesini, giyinmesini, konuşmasını, dostlarını kaybetmiş birisi iç güdüyle yapabildiklerinden başka eylemleri yerine getiremeyeceğinden bir hayvan gibi olmuş, hatta onlardan daha aciz bir duruma düşmüştür. Tüm hafıza kaybı yaşamla bağdaşmaz, ancak kısmi hafıza kayıplarında hayatın devamı söz konusu olabilir. Kısmi hafıza kayıpları çoğu kez biyolojik bedenden ziyade ruhsal yönümüzle ilgili kayıplarla sonuçlanır. Yakın geçmişi hatırlayamama, dostlarını tanıyamama, utanma duygusunu kaybetme, şahsiyet değişikliklerinin gözükmesi, bazen kimlik kaybı şeklinde ortaya çıkabilir hafıza kayıpları. Hafıza kaybı çalışmalarında en bilinen çalışma H.M,. ile yapılan çalışmadır. H.M, 1953 yılında ağır seyreden, çok uzun süren, sık tekrarlayan sara nöbetleri dolaysıyla beyni açılarak ameliyat edildi. Ameliyat esnasında hastanın beyninden hasarlı olduğu gözüken Hipokampus'ları çıkarıldı. Hipokampus'lar beynin her iki yarım küresinde bulunan hafıza ile ilgili yapılardır..Ameliyattan sonra hastada artık sara nöbetleri gözükmemeye başladı. Ancak hastada ileri derecede hafıza kaybı oluştu. Hipokampusların hafıza ile ilgili bir organ olduğu bu çalışma ile anlaşıldı. Daha sonraları bu gözlemi doğrulamak için hayvanlar üzerinde çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalarda hafıza kayıplarının sadece hipokampus tahribatına bağlanamayacağı işin içersinde hipokampusa komşu kortikal(beyin zarı) sahalarında karışabileceği kanaati oluştu. Cerrahi işlemler esnasında hipokampusun yakınında bulunan kortikal sahalar da( amygdala) hasar görmüş olabilirlerdi. Sonraki çalışmalarda Hipokampus'un hafızanın daha çok bilgi yüküyle ilgili iken Amygdala'nın daha çok duygu yüyle (duygusal zeka) ilgili olduğu bulundu.
Peki ala, pek güzel de bu bilgilerin gurbetle, hasretle ne ilgisi var? İlgiyi hasretin tanımını yaptığımızda göreceğiz!. Hasret'i, geçici olarak hafızanın bir kısmından ayrı kalma halidir, diye tanımlarsak ilişki ortaya çıkar. Demek ki hasreti kısmi bir hafıza kaybı olarak kabul ediyoruz. Belki de hafızanın bir kısmını günün deyişiyle "OFF" haline getirmektir demek daha doğru olur. Hafızamızın oldukça ehemmiyetli ve önemli bir kısmı içine doğduğumuz , yaşadığımız yöremizde oluşur.Yıllardır yaşadığı, büyüdüğü, yediği içtiği, koştuğu oyun oynadığı, arkadaş edindiği, oyun kurduğu bir yerden uzaklaşan kişiler, bu yerlerdeki bilgileri, görgüleri, duyguları beyinlerinin bir kısmına depolayarak adeta bir yerel hafıza oluştururlar. İşte bu hafızayı yanında taşımakla beraber, başka diyarlarda yaşamaya, iş tutmaya ,okumaya ve bu gibi işlere giden kişiler için gittikleri yeni yer artık gurbettir. Yaşadığı, alıştığı yerlerden yarılan kişilerde bir rahatsızlık, huzursuzluk oluşur. İşte bu rahatsızlığın huzursuzluğu adı kanaatimce hasrettir. Bu hasret bazen bir köy hasreti, bazen kasaba, bir şehir hasreti bazense bir vatan hasretidir. Bazen de bu bir yavukludan ayrı düşme hasretidir:
"Yarim İstanbulu'u mesken mi tuttun
Gördün güzelleri beni unuttun"
Bu dizede olduğu gibi hasret ve gurbet iç içe girerler, sebep sonuç olurlar adeta.
Bu hasret kendisini türkülerde bir köy hasreti olarak;
Asrı gurbet harabetmiş köyümü
Bülbül gidip baykuş gelmiş gel hele
Dizeleriyle ortaya koyar. Yukarıdaki köy hasreti türküsü aynı zamanda silinmiş bir hafızanı da feryadıdır. Artık köy eski köy değildir, düzen değişmiş, hafıza karşılığını bulamamaktadır. Bunun sonucu da bir burukluktur, ve bu burukluğun, hasretin ifadelenmesidir türkü Ali Kızıltuğ'un sazında ve sesinde. Pir Sultan sevgiliye şöyle bir gönderme yapar hasret adına,
"Bir güzele aşık oldum erenler
Onun için taşa tutar el beni
Gündüz hayalimde gece düşümde
Ummanlar katar sel beni"
Pir Sultan kendi halinde garip bir dervişken başına bir hal gelir. Pir elinden bade içer ve bu bade ile beraber "Hakka(bir güzele) aşık olur. Artık sıradan bir insan olmaktan çıkar, söyledikleri, değişir, yaptıkları değşir, bu dünya ona dar gelmeye başlar. Gece gündüz aklında artık bir sevgiliye kavuş isteği yani hasret bütün benliği alır kavurur. Artık Ummanlara karışmak ister, göçmek ister. Yolları açıp gitmek ister. Nereye? Nereye gitmek ister Pir Sultan? Geldiği yere. Yani vatanına. Mevlana mesnevisini ilk onsekiz beyitinde bütün yazacaklarını adeta özetlemiştir. Kur'an'ın İhlas'ta özetlendiği gibi. Ölüm zamanını sevgiliyle kavuşma zamanı olarak görüyor. Mesnevinin il iki beyitinde;
"Dinle ney nelerden hikayet etmekte
Ayrılıklardan şikayet etmekte"
denilerek Ney'in vatanı olan sazlıktan ayrıldığından dolayı, içerisinde bulunduğu gurbetten şikayetini ve sazlığa kavuşmak için duyduğu hasretini inlemekle anlattığını bildiriliyor. Pir Sultan ve Mevlana gibi tasavvuf ehli sanki gerçek hafızalarını bulmak için inleyen neyler gibiler. Bu dünyada bulunmalarının sebebi ayrıldıkları emir alemine, sevgiliye kavuşma çabalarıyla anlam kazanıyor.
İnsan sanki içinde taşıdığı gurbetle gurbete çıkıyor. Sürekli bir seyahat halinde. Bu seyahati onun hep göç etmek durumunda olduğunu gösteriyor. Hiçbir kavim bulunduğu yerin gerçek sahibi değil. Vatan kabul ettiğimiz yerler bizden evvelki kuşaklarında vatanı idi bir ara.
Yunus'un dediği gibi ;
"Mal sahibi mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi"
Bu hasretlikle bize hatırlatılmak istenen bir şey mi var?. Ne zaman anlayıp ta huzur bulacağız ve bu hasreti bitireceğiz. Bu türküler bizi daha ne kadar örseleyecek, ne kadar türkü söyleyeceğiz daha, ayrılık adına, hasret adına.
"Vay göresim geldi Berçenek Seni
Dumanlı dumanlı oy bizim eller"
Hipotalamus ve amygdala'da ilk vatanımızla ilgili hafızamız yer alıyor mu acaba.? Ete kemiğe bürünmeden Yunus olup görünmeden evvel bulunduğumuz yer ile ilgili bilgiyi biyolojik bedenimizin bize söyleyebileceğini sanmıyorum, ama gönül yolculularının bize kalp yolundan giderek anlatıklarına göre böyle bir vatanımız var ve bu vatanı türkülerle çığırmak mümkün.