Header
Ana Sayfa | Giriş Sayfası | Sık Kullanılanlara Ekle
  Site İçerisinde Arama     » Dataylı Arama
BÖLÜMLER
ARŞİV
Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pz
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930
Sendikasyon
MAİL LİST
OYLAMA: Sevdiklerimizden
MÜZİK İLE
ŞİİR İLE
KİTAP İLE
SİNEMA İLE
HEPSİ İLE



Yunak,Calik ve "Rikis" Arasında Musallat Ya Da Tebelleş Olmak Gibi Şeyler

Oct 23,2007 Yazar: Abbas TURAN

Şiir oku dediler okudum. "Arş ne demek" diye sordular söyledim bildiğimi. Anlattılar dinledim. Son günlerin en çok bilgilendiğim ve sevinerek içinde bulunduğum bir ortamdaydım. Sohbet. Laflamak yani. Birbirini dinleyerek. İçtenlik dolu. Saygıyla süslü.

"Arş", "İslam inanışına göre göğün en yüksek katı" (TDK,Güncel Sözlük), ben de aynı anlamda kullanıyordum zaten. Tasavvuf ile gönlü arasında köprü kurabilmişlerin uzak olmadığı dağarcığın içinde bulunur "arş-ı ala" gibi tamlamalar. Yunus Emre gibi ulular da öyle; o köprüden gidilen ummanda gülerler yüzüne insanın. Onların söylediklerindeki manayı ve o mananın insan zihninde yarattığı tadı anlayabilmek için temel felsefeden de haberdar olmak gerekiyor. Belki de o nedenle sordular bana, "Yesevilik ile ilgili neler biliyorsun" diye. Söz deyip geçmeyin, hele sözcük deyip hiç geçmeyin; onların geçmişi ve geleceği arasındaki zaman bizimki ile kıyaslanamayacak kadar uzundur. Hatta ne gariptir ki, bizi menkıbelerimizle birlikte yarına taşıyacak olan da onlardır. Söz ve sözcüklerle birlikte taşınan tad ve maya, çeşitlerinin içinde en güvenilir olandır. Hatta en tad alınandır. Dikkatle dinlediğim kişi diyor ki "kültür üretmek ile ilgili", "Türk kültürü daha ziyade maya ile ifade edilendir". Hay ağzını seveyim. Ne güzel dedi. İçime bir başka ferahlık doğdu. Öyle ya,artık Türkçe'ye geçilebilirdi. Sözcükler,sözler, ve onların oluşturduğu anlamlı birlikteliklerin (anlamlarının) içindeki maya dil tadı olsa gerek. Durun, unutmadan söyleyeyim; maya sözcüğünün en hoşuma giden anlamı mecaz olanıdır. Yani "mayası bozuk" dendiğinde çağrışan anlamdan söz ediyorum Her daim "nitelik" ile ilgili yargıyı eleverir bu  tür söyleyiş. Bir canlıdan söz ederken "mayası bozuk" dendi ise tamamdır artık. Kaba bir değerlendirme yapılmış demektir (Bu arada aklıma, "asıl azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onun da aslı ayrandır" sözü gelip gelip gidiyor). Belli ki herkesin söyleyeceği var "dil ve kültür" konusunda. Ben susmalıyım diye geçiriyorum içimden. Sabrıma yaslanıp başlıyorum dinlemeye.

            "Oğlum kitap okumuyor. Bence okumanın tadını almalı çocuklar. Tadını alamamışsa zoraki okumalar faydası olmadığı gibi aksi tesir yapıyor. Dil de buna bağlı olarak kalitesizleşiyor. Düşünün ki sokakta bir insan en fazla yüz sözcük kullanabiliyor. Bakınız bu İngilizce'de üçyüz sözcük bildiniz mi, grameri de biliyorsanız çatır çatır İngilizce konuşursunuz. Hele bir de bin sözcükle konuşuyorsanız profesörün dil kullanımı düzeyindesiniz demektir. Dil bu, kullandığın kadar anlam zenginliğine ulaşır ve o oranda tadına varırsını. Kullanmadıkça sözcüklerin ölmesine seyirci kalırsın. Dilin kaderidir bu. İşte çocuklarımıza vereceğimiz eğitim-öğretim kazanımları içerisinde bu durumun doğal gelişimi esas alınmalıdır. Açık söylemek gerekirse, bu gidiş iyi değil. Bakalım sonu nere varır. "

            "Haklısınız efendim. Yıkanmak kelimesiniz o kadar çok eş anlamlısı var ki; yıkanmak, dummak, dalmak,çimmek,üstünden su dökünmek,banyo yapmak,duş almak… varın hesap edin. Bir şeyi sekiz dokuz sözcükle ifade ediyorsun. Bu zenginlik değil de nedir? Sizin de buyurduğunuz gibi, bunları bilinçli bir şekilde kullansak, hem konuşmamızdaki sıkıcı sığlık yok olacak, hem de tarihi yükünü taşımış olacağız dilin. Dil bu, milletlerin gelenek ve göreneklerinden ayrı düşünülemez ki. Hatta sizin bahsettiğiniz kültür ve maya da bunun içinde. Bakınız efendim, yerel söyleyişler dediğimiz, Türkçe'nin en has sözcüklerini de içinde barındıran dil akışını zedeliyoruz. Çocuklarımızdan biri tutup, özellikle bu yaşadığımız şehirlerde, "yunacağım" dese, onu düzeltmeye kalkarız. Şehirde olduğumuzdan dolayı, daha düzgün konuşma gerekçesi ile, böyle konuşmaması gerektiği biçiminde uyarı alan çocuk bir daha o sözcüğe çağrıştırdığı anlama ilgi duymuyor. Bence bu da bizlerin hatası. Başlamış bir törpüleme, gidiyor bakalım. O kadar zor durumda ki dilimiz. Bir an önce, önündeki tıkanıklık aşılmalı."

            Yerinde ve içimizi boğuntuya kesen belirlemeler bunlar. İşin argo cephesine ne demeli? Birçok kelimemizin mecaz anlamının dışında, argodaki ihtiyacı karşılamaya zorlanması da perişanlığa sevketmiştir dili. "Maya" sözcüğüne bakın, "ne maya adamsın be" dendiğinde, hitap edilen kişinin "arsız ve utanmaz kimse" olduğunu çağrıştırması isteniyor. Doğal olarak "arsız" ve "utanmaz"  gibi kelimelerin kullanım alanı işgal edilmiş oluyor. Bunun adı, o sözcüklerin adresini Azrail'e vermektir. Anlam kargaşasına meydan vermenin ta da kendisi. Kıyım. İki sözcük eksiltmek. Susmaya davetiye çıkarmak yani. Türkçe'nin bunu hak etmediğini söylememe gerek var mı bilmiyorum.

            "Özür dilerim, Kemal ateş hocamın dediğine göre, arkasında ciltlerle ifade edilen mezarlık bırakan tek dil Türkçe imiş. Buna hakkımız olmadığı bir yana, bu duruma seyirci kalmanın acısını da çekeceğiz gibime geliyor. Deve tüyü, sis kırı, pekmez köpüğü, gülali, kınalısarı, kavuniçi sözcüklerinin çağrıştırdığı renkler ele vermiyor mu mezarlığın tüttüğü sitemi. Niye unutuluyor derseniz, herkese göre bir nedeni var elbette. Bana göresi (ayının 32 türküsü var başı boz armut ya da ayının üç türküsü varmış üçü de boz armut üstüne örneğinde olduğu gibi) "kendimizin olan, ve kendimizi ifadede en iyi araç olan dilimizin ve onunla konuşuyor olmanın tadından habersizlik. Eğer bu az geldiyse, başkasının birçok şeyine olduğu gibi tarzancasına da duyulan, basitleştirici hayranlıktır. Mezardan çıkardığımız sözcüklerin bana söylediklerinin tadına doymanın imkanı yok. Geçenlerde Hasan Arısoy abim ile sohbet ediyorduk; bir ara eğildi kulağıma "hoca, selinti ne demek biliyor musun" dedi. Sel ile alakalı olduğunu anladım tabi. "Esinti", "yeyinti" "okuntu", "kalıntı" gibi nice sözcük yalayıp gitti zihnimi. Her biri "selinti" ile ilgili çağrışımlara kanat vurdu elbette. Heyecanlandım, biraz da merak ile "neyi anlatır bu sözcük abi" diye sorduğumda aldığım cevap beni şaşırtmadı. Meğer "selinti", "selin su yatağından taştığı zaman, taşımış olduğu gülü gübürü geri çekilirken bırakması sonucunda oluşan kalıntı, sel kalıntısı" imiş. "Gübür" kelimesi de duyduğum sevincin hediyesi gibiydi. Ondan sonra, başladık tadı zihnimizde gezen sözcükleri sıralamaya. "Ismarıç, şergada, tuhmak,dummak,yağarnı,böğür…" bazılarını duydukça hakka göçenlerimizi hatırlamamak elde değildi. Hatırladık. Geçmişimizde 200-300 sözcük ile konuşuyor gözükseler de, engin gönüllerinin dalgalarında sözcükler "şıkırdım gibi"ydiler. Her biri, dünden gelen kokusuylaydılar"

            "Lafınızı böldüm; ışmar ne demek biliyor musunuz? Sizin oralarda kullanılır mı? Yaşlılardan duyardım; dostların yanında çoluğa çocuğa ışmarlı konuşmanın ayıp olduğunu. Işmar; ses vermeden, kısaca yapılan kaş göz işareti. El ve ayak ile de, hatta tüm beden ile de yapılan, karşıdakine anlamlı gelen ve onu davrandıran hareketlere de ışmar denebilir. Duyduğumda sevmiştim bu sözcüğü. Oynaş gibi."

            "Ben de Seyfettin Erkılıç abiye, musallat olmak ne demek diye sorduğumda aldığım cevaba sevinmiştim günün birinde. Musallat olmak, tebelleş olmak anlamına gelir demesin mi, yüreğim esnedi. Anlatılamayacak bir sevinç dalgası, ısıttı geçti göğsümü. Nutkum durdu denir ya, ha öyle bir şey. Bir dakikaya yakın o sıcaklık ve sevincin tadına bandım ruhumu. Türkçe'yi anlıyor olmak bir yana, O'nu konuşuyor olmak ayrı biz keyif veriyordu bana.O keyfin arasında bir sözcük daha sese dönüştü, "gicişmek". Peşinden "hüdüklenmek"

            "Ohooo, ona kalırsa calik var, yunak var,helki var helik var. Var da var. Hele bir küfürleri duysan sen hoca."

            "Küfür mü?"

            "Evet"

            "Şehirde küfürün alanı daraldı"

            "Sen öyle san. Sinkaf kılığına sokup sokup basıyorlar kalayı"

            Demek öyle. Hele diyorum niye kimse anlamıyor bunların ettiği küfürleri. Türkçe. Yuva ısısı güzelliğinde sarıyor ruhumu. Gözlerinde yeni sözcüklerin sunuşuna hazır halde bekleyen ışıltıdan haberi yok Müdürüm Kadir beyin. Türkülü kültüre dert yığmaaktan mı desem, oradan yürek emzirmekten mi desem, dilsizliğin verdiği acıya tahammülüm olmayacağı kaygısından mı desem, mezarlıktan başını kaldıran her sözcüğe çığlık takıyorum. Onlar ile çoğum, onlar ile köküme doğru yol alıyorum desem yine mi abartmış olurum ki?

            Sohbetin bitimine daha çok var.

            "Yükte hafif, pahada ağırların" hamallığına soyunmak umutsuzlara göre değil.

Kendini bilmediği gibi, bizi de bilmeyenlere söyleyecek sözüm yok, şiir dizesi gibi olsun istesem de yok. Düşünü koynunda taşıyanların umuda benzer sözcüklere ihtiyacının olduğunu ben gecelerden biliyorum. Bulutun görünemediği gecelere ışık olacak sözcükler. Dura dura koyulaşan anlamların içinde çıngıya dönen sözcükler. Küfüre sabır sığdıran sözcükler. Yine bir türkü dolandı dilime.

Öyle bir zamana geldik

Küfrün adı iman oldu

Doğru dürüst gider iken

Hakkın yolu duman oldu

Nakaratı neredeyse mırıldanacağım. Duyanların tepkisinden çok, sözcük alışverişleri kesintiye uğrayacak. Halen "müftüye yanlışlıkla nasıl küfür ettirdikleri üzerinde konuşuyorlar. Onbirliler mi ne varmış. Bunlar tongaya düşürmüşler müftüyü. O da ağzına geleni saymış. Türkü şavkıyıp duruyor zihin denizimde. Mahzuni'nin söz bolluğuna ne denir ki.? Nakaratı da güzel bu türkünün. Sayın başkan durmuş, dalmış niyeyse. Ağzı sigaralı. Nakarattayım ben.

Koyun sesi kurdun sesi

Bakın hele neyin nesi

Adamın adam sevmesi

Geçti hayli zaman oldu.

Keşke, adamın adam sevme vaktinin geçtiğini söylemeseydi derdim hep. Şimdi de öyle. Geçti ise, ne diye Yunus Emre desin ki bizlerin dili? Dil sadece sözcükler örgüsü değil. Anlamlar dayanışmasıyla birlikte meydana gelen, akarı insanda zihin, kağıtta yazı, duyguda tad olan çağrışımlar ordusu. Yetersiz oldu biliyorum. Türkünün gidişatını bozmamak adına hızlı düşündüğümü de biliyorum. Uzuyor türkü. Taa, ırgatları seyrettiğim çocukluğuma kadar. Azık götürdüğüm yollar yolaklar, cam arkasından bana seyrettiriliyormuş gibi sanki. Sayın kaymakamım, sakinliğine okumanın önemini anlatarak sevgi rüzgarı ve ciddiyet ekliyor. Türküye yeniliyorum. O Mevlana'nın, Hacı Bektaş'ın, Veysel'in anlaşılabilmesi için dimağlara bunların tadını verecek kaynakları sevdirmenin gereğinden söz ediyor. Bala'dan gelen misafirler her defasında başlarıyla onaylıyorlar. Ben de. Türkülü yanım bir yandan ilerliyor tabi. Herkesin ikide bir yokladığı yanı var diye aklımdan geçirirken herkes çaylara uzanıyor. Sayın başkanın elinde yüzünde çocukluğunun gölgesi gezinirken sızıyor türkü.

Dost rüzgarı kesti hızı

Yaktı gitti canımızı

Daha dünün suratsızı

Şimdi kaşı keman oldu

Ayrı dünyaların insanı olmadığımızı söylesem şaşırırlar mı ki? Nereden çıktı bu şimdi diye bir sorunun cevabını hazırlamak zor. Susmak lazım. Birbirimizi sevdiğimiz ortadayken, niye "adamın adam sevmesinin" olmazlığına yarı inanmış hissediyorum kendimi? Misafirlerin etrafında dönen çaycı arkadaşlarımın yarım yamalak duyabildikleri sesleri toparlamaya zamanları olmadığı belli. Dinlemek diye bir dertleri de yok tabi. Koşullar ona müsait değil. Ama ben istiyorum hepimizin akılından geçen iyi duygu ve düşünceleri gösterecek sihirli bir ayna ile gelip karşımızda dursunlar. Saçları azalmış olan, "bir daha alır mıydınız efendim" dediğinde türkünün sonundaydım.

Irgat koşar ekmek zalım

Nere varır de bakalım

Mahzuni der benim halım

Korkarım ki yaman oldu.

Ceketimin düğmelerini açmaya çalışırken diğerlerinin vedalaşmaya hazırlandığını gördüm.Gülerek saate bakmak yeni gelmişti aklımıza sanki. Gözlerimiz saatlerde, biz ayakta.

Biraz daha eskitmiştik dostluğumuzu.

Biraz daha geriden başlamıştık kardeşliğe.

Biraz daha anlamıştık birbirimizi.

Biraz daha yaklaşmıştık dilimizin, her duymaya kalktığımızda çığlığa dönen sözcük mezarlığına.

Kim olsa "günüler"(sakınır,kıskanır) Pirsultan'ı, Karacoğlan'ı, Nesimi'yi, Reyhani'yi,Serdari'yi,Veysel'i,Bayburtlu Zihni'yi...tarihin dalgası gibi insanlığımıza gergef eden dili ve onun tarlası olan kültürü.

1100 Okunma


comment Yorum (6 Yollayan) 

  • Sevgili kardeşim kalemine sağlık, dediğin gibi ağzımızda anamızın sütü gibi olan dilimiz malesef kendini bilmez dilciler tarafından heder ediliyor. Türkülere bıraksalar dilimizi hiçbir zaman bozulmaz. Cemil meriç, "kamus namustur der. Kamusa dokunan namusa dokunmuştur der." Zıhımın adamları hoyratça dilimize neşter vuruyorlar. saygılar güzel kardeşim.
(Yollayan November 17, 2009, 7:09 PM turan)

  • "Hedik" sözcüğü de "hedik yapma" geleneği ve "hedik" yiyeceğinin yapılmayışı nedeniyle boynu bükük sözcüklere arasında duruyor. Bulgur yapılırkenki buğdanın haşlanmış haline denir hedik. "Çedene" veya "fiğ haşlaması" ile çok güzel olurdu. İnsanların paylaşmadığı hiçbir şey güzel değil. Onca reklamına karşın hem de. Çirkinleşenler ortamı da çirkinleştirir hocam. Saygılar.
(Yollayan November 16, 2007, 12:16 PM kemal)

  • Dil bir yaşam biçimidir.Yaşamı ifade eder.Bir kelime bizi alıp başka bir yaşama götürebilir.Yazınız da beni dövene bindiğim kardeşim İBİLERE kabarıklar dedi diye güldüğüm HAMINNEMİN arı sokan elime UFUNETİNİ alsın diye lokum bağlağı yıllar öncesine götürdü.kelimelerin kıymetini bilen bir nesil yaşamanın zenginliğini de görür.elinize yüreğinize sağlık..
(Yollayan November 2, 2007, 1:15 PM BANU AKAY)

  • Seyfettin öğretmenim, sizin oraların söz dağarcığının çok geniş olduğunu biliyorum. Senin gibi, dünyanın gidişatının farkında olanların inadına bizim olanları savunmasından duyduğum sevincin ifadesidir sizin adınızın anılması. Zaten özlemiştim. "Estesik" ve dil ile ilgili görüşlerin benim de görüşüm sayılabilir. İlgine teşekkür eder selam ve saygılarımı yollarım.
(Yollayan October 26, 2007, 3:49 PM Abbas Turan)

  • Sevgili Dostum... Dilimiz üzerine yazılar yazman, güzellik ve zenginliklerinden bahsetmenden çok mutlu oldum. Hatta bizi de hatırlaman ayrı bir mutluluk. Günümüzün motorik, rutin hayatında böyle estetikler birçok yazarın aklına gelmiyor. Dil ifade ; estetik ve mutluluğu eş anlamılı görüyorum. Birbirini tamamladıklarına inanıyorum. Çalışmalarında başarılar diler, gözlerinden öperim. Sevgiyle...
(Yollayan October 26, 2007, 11:49 AM Seyfettin Erkılıç)


Son Yazılanlar
GÜLÖNÜ
ALT PERDEDEN
SUSMA YERİ
TÜRKÜCE
EŞİKTEN ÖTE
BAL DAMLASI
BENCESİ
ŞİİRLİK
KİTAPLIK
İNCE ELEKTEN
KALBURÜSTÜ
SÖZ TÜNEĞİ
ESKİDEN
ORDAN BURDAN
USTALAR
ONLARDAN
YARENLİK
VIDEO
Öne Çıkanlar
Çok Yorumlanan
Yazarlarımız